Pazartesi, 01 Ocak 2018 11:35

KHK.. Darbe İhaneti, Diren Ey Milletim

Bölgemizde, “Bir damla petrol, bir damla kandan daha değerli.” diyen İngiliz eksenli ABD ve Batı Ülkeleri işgallere 200 yıl önce başladı. Üç büyük İslam ve Türk Devletini yıktılar. Hindistan, Bangladeş ve Pakistan topraklarındaki Büyük Babür Devleti, sonra Osmanlı, müteakiben İran’da Kaçar Hanedanlığı’nı..

         Önce şu bilgiler çok önemli.. EK-1 olarak yazıma ekledim.. İngiltere’den bağımsız olan ülke sayısı 60’ın üzerinde. Bunlara S. Arabistan, Mısır, Irak, İran, Afganistan gibi ülkeler de dâhil değil. İlginç olan ne biliyor musunuz?

         İngiltere’den bağımsızlığını kazanan ülkeler kurtuluşa müteakip          İngiliz Milletler Topluluğu’na katılmışlar. Bir kısmında İngiliz Genel Valisi var. Düşünebiliyor musunuz? Ortadoğu’daki İngiliz işgalinden çıkan ülkeler sözde bu topluluğa üye değil. Mısır, Arabistan, Irak gibi. Vicdanınıza soruyorum, İngiliz, ABD Anglosakson Emperyalist güçten ne kadar bağımsızlar?...

         Türkiye’nin tüm kaymakam adayları İngiltere’ye gönderilir ve orada temel eğitim alırlar. Kurmay Subayların tamamına yakını NATO kapsamında birçok kez ABD, İngiltere vd. bulunur, görev yapar.

         Şimdi!....    

         Ortak kadere bakın!..

         Babür Devleti yıkılıyor. Yerine Hindistan, Pakistan, Bangladeş kuruluyor. Burada bağımsızlık mücadelesini İkbal ve Gandi gibi antiemperyalist şahsiyetler sürdürmesine rağmen, bu ülkeler İngiliz Milletler Topluluğu üyesidir. Beyleri, Valileri, Komutanları İngiltere ve ABD’de eğitim görür, hatta bu ülkelerin vatandaşı kadınlarla evlilik yaparlar. Nasıl bir bağımsızlık? Düşünün! Bu ülkelerde terör ve iç çatışmalar neden bitmez? Anlayın..

         İran’da Türk Kaçar Hanedanlığı yerine Fars Pehlevi getiriliyor. Burada süreç çok önemli. 19 Ağustos 1953’deki İran Darbesi.. ABD ve İngiltere tarafından ortaklaşa düzenlenen ve Muhammed Musaddık hükümetinin devrilmesiyle sonuçlanan TPAJAX Darbesi birçok özelliği nedeniyle daha yakından incelenmesi gereklidir. (EK-2’de konu ile ilgili Suat GÜN Bey’in yazısını inceleyiniz.)

         Musaddık.. Kaçar Türkleri’nden. Yerli ve Milli Unsurları yanına almayı başarıyor. 150 yıldır İran’ı sömüren İngiltere’yi Büyükelçiliği dâhil İran’dan çıkartıyor. Petrolü millileştiriyor. İngiltere ABD aracılığı ile bu ülkede darbe yapıyor. Halk Darbeyi bastırıyor. Musaddık daha güçlü çıkıyor. Ancak, Musaddık birkaç gün sonra halka evlerine dönmelerini ve sakin olmalarını telkin etti. Darbeciler bunu fırsata dönüştürdüler, yarım kalan darbelerini tamamladılar. Maalesef Musaddık Darbeciler tarafından tutuklandı. Ama o zaman oluşan ABD ve İngiltere düşmanlığı İran Devrimi’nin mihenk taşı oldu.

         Geliyoruz Osmanlı’ya.. En çok parçalanan devlet. Topraklarında 64 devlet kuruldu. EK-3’e bakınız. Başlıcalarını inceleyelim. Türkiye, Mısır, S. Arabistan.. Durumları nedir peki? Mısır ve Arabistan’da işgal devam ediyor. İngiliz ABD tahakkümü her alanda. Petrolü onların şirketleri çıkartıyor. Orduları onların kontrolünde.

         Peki, asıl mirasçı Türkiye’de durum ne? İngiliz Donanması ne karşılığı İstanbul’dan çıktı? Ya Lozan? İngiliz hegemonyasını isteyenler Cumhuriyetten sonra ne yaptılar?  1950’li yıllara kadar ülkedeki durum? Menderes ne yapmaya çalıştı? 1960 Askeri Darbesi ile tasfiye edilenlerin suçu neydi? Bakınız Musaddık’ın yanında İran halkı durdu. Maalesef 1960 ve 1980 Darbelerinin şartlarını yalan, iftira iç karışıklıkla o kadar iyi hazırladılar ki, 1960 darbesinde halk sustu, 1980 darbesine alkış tuttu.

         15 Temmuz Askeri Darbesi, Musaddık’a yapılan Darbeye benziyor. Yerli ve Milli Unsurlar Musaddık’ın etrafında toplanıyor. Ayetullahlardan, demokratlara, hatta komünist TUDEH’e varana kadar. Ancak, Musaddık deneyiminden Türkiye 15 Temmuz’da ders aldı. 15 Temmuz’dan sonra halkın günlerce nöbet tutmasının nedenini anlayabildiniz mi? demek ki yiğit bir insanın etrafında olup O’na destek vermek yetmiyor. Kararlı da olmak, muhalif, işbirlikçi ve hain kadrolara da fırsat vermemek gerekiyor.

         Geliyoruz tartışılan KHK’ye.. “8 Kasım 2016'da çıkarılan 37 madde: "15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında karar alan, karar veya tedbirleri icra eden, her türlü adli ve idari önlemler kapsamında görev alan kişiler ile olağanüstü hal süresince yayımlanan kanun hükmünde kararnameler kapsamında karar alan ve görevleri yerine getiren kişilerin bu karar, görev ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz." 37'inci maddeye yapılan tartışmalı ek: "Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır."

         Şimdi Musaddık vb. darbeleri düşünün. Darbeye teşebbüs edenler bekliyor ve yeniden darbe girişiminde bulunuyor. Tıpkı Musaddık ve İran örneğindeki gibi Türkiye’de hala darbe riski yok mu? Elbette var. Düşünün 15 Temmuz Darbesi’nde sinsice KKK’nın faaliyetlerini kısıtlayıp yavaşlatan Güvenlik Müdürü önce madalya alıyor. İki yıl sonra “Terör örgütü FETÖ’nün baskısına dayanamıyorum, ben de FETÖ mensubuyum.” deyip polise teslim oluyor. Bundan nasıl bir sonuç çıkartmalıyız? Adamla ilgili hiçbir kanıt da yok. Ne Bylock ne de başka delil? Bu durumda olan daha üst rütbeli bildiklerimizde var. FETÖ’cü Personel Başkanı döneminde Kurmay Şube Müdürü. En azılı tutuklulardan bir hâkim albay ile ev arkadaşı. Kurmay Albay.. Hala TSK’inde göreve devam ediyor. İlgililere bildirilmiş. İşlem mi? Yok!.. Bakıyorsunuz en azılılardan birilerini salıyor savcı ve hakim.. Kim bu adamlar? Cesarete bakın!... Tüm bunlara bakıldığında KHK’nin ne kadar gerekli olduğu görülüyor.

 

         İnsanlar muhtemel çıkacak bir darbede korkmadan sokağa çıkmalı ve gereğini yapabilmelidir. Biz bu yurdu bedava bulmadık. Adriyatik’ten Çin Seddi’ne, Moskova’dan, Sudan’a bu medeniyet kanla, terle, cefa ve fedakârlıkla kuruldu. Ülkeyi peşkeşi çeken işbirlikçi yapılar bu tarz tedbirlere karşı çıkarak Milletimize meydan okumaya devam ediyorlar. Bilsinler ki, Milletimiz uyandı. İhanet her başkaldırdığında karşılığını en net ve keskin şekilde almalıdır. Bu duruşun yasa ile sağlanması da Milletimizin hakkıdır. İktidar bir hakkın karşılığını yasaya koymuştur.

         Ey Büyük Milletim. Mazin büyük, davan Hakk!.. İslam ile şereflenmesine vesile olduğun topraklar geniş. Ümmet-i Muhammed her şeyi maalesef senden bekliyor. Dolayısı ile yükün çok ağır. Dik durmanın bedelini Allah’ın yardımı ile ödeyeceğiz. Cumhurbaşkanımız Devletimiz ile Milletimizi barıştırdı. Ancak bu konuda daha hala eksikler var. Dolayısı ile hepimiz çok çalışacağız. Uyanık ve dikkatli olacağız. Çıkan KHK gerekliydi. Arkasında duracağız.

         EK-1            :

 

         “60 ülke İngiltere'den bağımsızlığını kazandı.

         Deniz aşırı sömürgeleri ile adını "üzerinde güneş batmayan imparatorluk" olarak tarihe yazdıran İngiltere'den bugüne kadar 60 ülke bağımsızlığını kazandı. 1776 yılında İngiltere'ye (Birleşik Krallık) ait sömürgelerin bağımsızlığı kazanması sonucu ABD'nin kurulmasıyla başlayan özgürlük hareketine katılmak için dün de İskoçya sandığa gitti. İngiltere'den 60 ülke bağımsızlığını kazanırken, bayrakları olduğu halde aralarında Kuzey İrlanda, Galler ve Cebelitarık'ın da bulunduğu bazı ülkeler hâlâ Birleşik Krallık adı altında varlıklarını sürdürüyor.

         İNGİLTERE'YE BAĞLI ÜLKELER: 14'ü deniz aşırı olmak üzere Birleşik Krallığa bağlı 22 ülke bulunuyor. Bu ülkeler şunlar; Ascension Adası, Turks ve Caicos Adaları, Tristan da Cunha, Güney Georgia ve Güney Sandwich Adaları, Pitcairn Adaları, Montserat, Falkland Adaları, Cayman Adaları, Britanya Virjin Adaları, Britanya Hint Okyanusu Toprakları, Britanya Antarktika Toprakları, Bermuda, Saint Helena,, Anguilla, Sark, Jersey, Man Adası, Herm ve Guernsey. Bunlardan sadece 200 kişinin yaşadığı Britanya Antarktika Toprakları'nda Arjantin de hak sahibi.

         15 ÜLKENİN DE KRALİÇESİ: Birleşik Krallık'ın kraliçesi II. Elizabeth, ayrıca İngiliz Milletler Topluluğu'nun Başkanı ve onu oluşturan 15 devletin de kraliçesi. Bu ülkeler Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, Jamaika, Barbados, Bahama Adaları, Grenada, Papua Yeni Gine, Solomon Adaları, Tuvalu, Saint Lucia, Saint Vincent ve Grenadinler, Belize, Antigua ve Barbuda, Saint Kitts ve Nevis, Fiji. Bağımsızlıklarını kazanmasına rağmen Kraliçe II. Elizabeth, halen bu ülkelerin de kraliçesi. İngiliz Milletler Topluluğu'nun Başkanı olarak kabul edilen Kraliçe bu ülkelere temsilci olarak Genel Vali atıyor. Siyasi bir figür olmasına rağmen Genel Vali, emekli olmuş eski politikacılar veya diğer seçkin isimler arasından o ülkenin Başbakanının tavsiyesiyle İngiltere Kraliçesi tarafından atanıyor. Avam Kamarası ve Senato'nun çıkardığı kararnamelere kraliyet onayını sağlayan Genel Vali, devlet belgelerini imzalamak, parlamento toplantılarını resmen açıp kapatmak ve seçimler öncesi parlamentoyu feshetmek gibi görevlere sahip.

         İngiliz Uluslar Topluluğuna Üye Ülkeler

         Üyelik tarihine ve bölgelere göre sıralama:

         Avrupa

         *Birleşik Krallık: Birleşik Krallık (United Kingdom), Büyük Britanya adasında yer alan İngiltere, İskoçya, Galler ile İrlanda Adasında yer alan Kuzey İrlanda'dan oluşur. Bu ülkeler, Kuzey Denizi'nde, Avrupa kıtasının batısında Britanya Adaları'nda yer alırlar.

         Güney Kıbrıs Rum Kesimi: Kıbrıs adasının Rumlar tarafından yönetilen güney bölgesi. Türkiye ve KKTC tarafından tanınmamaktadır. 2004 yılında AB üyesi olmuştur. Adanın iki tarafını birleştirmek için yapılan çalışmalar son olarak Annan Planı ile sonuçsuz kalmıştır. (1961)

         Malta (1964)

         Kuzey Amerika: Kuzey Amerika, kuzey yarım kürede bulunan, kuzeyde Arktik Okyanusu, doğuda Atlantik Okyanusu, güneyde Karayip Denizi, ve batıda kuzey Pasifik Okyanusu'yla çevrili olan kıta dır.

*Kanada (1931)

Jamaika (1962)

Trinidad ve Tobago (1962)

Barbados (1966)

Bahama (1973)

Grenada (1974)

Dominik (1978)

Saint Lucia (1979)

Saint Vincent ve Granada (1979)

Antigua ve Barbuda (1981)

Belize (1981)

Saint Kitts ve Nevis (1983)

         Güney Amerika

*Guyana (1966)

         Afrika

*Güney Afrika Cumhuriyeti (1931 birlikten çıkışı 1961 ve geri dönüşü 1994)

Gana (1957)

Nijerya (1960 üyeliğinin iptal edilişi: 1995 tekrar kabul edilişi: 1999)

Sierra Leone (1961)

Tanzanya (1961)

Uganda (1962)

Kenya (1963)

Malavi (1964)

Zambiya (1964)

Gambiya (1965)

Botsvana (1966)

Lesoto (1966)

Maritus (1968)

Svaziland (1968)

Seyşel (1976)

Namibya (1990)

Mozambik (1995)

Kamerun (1995)

         Asya

*Hindistan (1947)

Pakistan (1947 üyelikten çıkışı: 1972 geri dönüşü: 1989)

Sri Lanka (1948)

Malezya (1957)

Singapur (1965)

Bangladeş (1972)

Maldivler (1982)

Brunei (1984)

         Avustralya ve Okyanusya

*Avustralya (1931)

Yeni Zelanda (1931)

Samoa (1970)

Tonga (1970)

Fiji (1970; 1987-1997 arasında ise topluluk dışında yer almıştır)

Papua Yeni Gine

Papua Yeni Gine (1975)

Solomon Adaları (1978)

Vanuatu (1980)

Tuvalu (1978)

Kiribati (1979)

Nauru (1999)

         EK-2            :

         Araştırmacı Yazar Suat Gün Bey’in konu ile ilgili yazısı:

KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME VE DARBELERE KARŞI TEDBİR

15 Temmuz Darbesi Türk halkının ve siyasi liderliğinin kararlı ve tavizsiz tutumuyla başarısızlığa uğradı. Kamuoyunda oluşan, eylemin arkasında Batılı ülkelerin bulunduğu yönündeki yaygın kanaat, akıllara geçmişte İslam dünyasında gerçekleşen ve emperyalist güçlerin doğrudan müdahil oldukları darbeleri getirdi. Batı’nın kendi kontrolü dışına çıkan Müslüman liderlere karşı giriştiği darbelerin en önemlilerinden biri şüphesiz 19 Ağustos 1953’deki İran darbesidir. ABD ve İngiltere tarafından ortaklaşa düzenlenen ve Muhammed Musaddık hükümetinin devrilmesiyle sonuçlanan TPAJAX darbesi birçok özelliği nedeniyle daha yakından incelenmesi gereklidir.

ABD Başkanı Barack Obama tarafından 60 yıl sonra itiraf etti. Neden itiraf ediyorlar? Bizden korkun biz istemediğimiz iktidarları işte böyle götürüyoruz imajını oluşturmak için…

1953 darbesi İkinci Dünya Savaşı esnasında Hitler Almanya’sına yakın olmakla suçlanan Pehlevi hanedanının kurucusu Rıza Pehlevi, İngiltere ve Sovyetler Birliği’nin baskılarıyla 1941 yılında tahttan ayrılmak zorunda kalmış ve yerine oğlu Muhammed Rıza geçmişti. Genç Şah kısa süre sonra, babası Kaçar vezirlerinden Türkmen olan ve İsviçre’de hukuk eğitimi almış bulunan Muhammed Musaddık tarafından yönetilen Milli Cephe’nin muhalefet hareketiyle karşılaştı. 1949 yılındaki seçimlerde yeterli milletvekili çıkarmamasına rağmen Milli Cephe, arkasındaki halk ve yarı resmi Tudeh Partisi’nin de desteğiyle Meclis çalışmalarında çok aktif rol üslendi. İngiliz yanlısı ve petrolün millileştirilmesine karşı çıkan eski General ve Başbakan olan Ali Rezmara’nın; Fedaiyan-ı İslam örgütüne mensup bir kişi tarafından öldürülmesinin ardından “Petrolün Millileştirilme Tasarısı 1951 Martında Meclisten geçmiştir.” Bunu başaran Musaddık İran halkının ezici çoğunluğu tarafından sevilmesine ve büyük şöhret kazanmasına neden oldu. Bu olaydan bir ay kadar sonra Musaddık Başbakanlığa getirildi. İran’da petrol alanındaki imtiyazlarını kaybetmek istemeyen İngiltere ve onun arkasındaki küresel Siyonist sermaye önce diplomatik tehditlere başvurdu, ardından BM’yi devreye sokarak karar aldırdı. (Bu durum BM’nin 2. Dünya Savaşı sonucu kurulan yapısının kimlere hizmet ettiğini de açıkça ifade etmektedir.)  Donanmasını Körfeze göndererek İran hükümetini tehdit etti. Bütün bunlara rağmen 1952 yılındaki Meclis seçimlerinde Musaddık gücünü artırarak çıktı. İşbirlikçi Şah ve İngiltere karşıtı söylemler İran’da çok etkili oldu.

İngiltere İran Şahı ve İran içindeki işbirlikçi müttefiklerinin durumunu düzeltmeyeceğini anladı. Yaklaşık 150 yıldır yarı sömürge olarak yönettiği ülkede tek başına girişimde bulunmayı düşünmüş ancak gerek Musaddık’ın ordu içindeki “Şah yanlısı generalleri tasfiye etmesi, gerekse de darbenin komuta merkezi olması düşünülen Tahran’daki İngiltere Elçiliğini kapatması sebebiyle” bu adımı atamamıştır. (Bir ABD’li diplomatın söylediği Amerika’da neden darbe olmuyor sözüne verdiği cevap: Çünkü ABD’de Amerikan Büyükelçiliği yok…”

İkinci Dünya Savaşının ardından İngiltere’nin deniz aşırı operasyon gücünü büyük ölçüde kaybetmesi ve Tudeh Partisi üzerinden Moskova’nın da İran’daki olaylara müdahil olma ihtimali Londra’nın yalnız başına adım atmasını imkânsız hale getirmiştir.

İngiltere’nin Musaddık’ın hareketine karşı bu derece sert hareket etmesinin ana sebeplerinden biri de İran’ın tavrının savaşın ardından bağımsızlığını kazanmaya başlayan diğer ülkelere de sıçraması ve büyük ölçüde sömürgelerden gelen doğal zenginliklerle ayakta duran İngiliz ekonomisinin çökme tehlikesiydi. İngiltere bu hususta ABD’yi de uyarmış ve Musaddık’ın petrol üzerinde kontrolü ele geçirmesi durumunda diğer ülkelerin de yeraltı kaynaklarını millileştirme hareketine girişeceklerini ve bu durumda yalnızca Londra’nın değil Washington’un da Endonezya’dan Latin Amerika’ya kadar olan bölgedeki çıkarlarının tehlikeye gireceğini hatırlatmıştı.

İran’daki imtiyazlarını kaybetmek istemeyen İngiltere ve onun arkasındaki Siyonist sermaye ciddi bir halk desteğine sahip olan ve muhtemelen Sovyetler Birliği’nin de Musaddık hükümetinin arkasında duracağı hesap edilerek Amerika’nın desteğini almak için harekete geçti. Önce Amerika İngiltere’nin bu isteğine ilgisiz kaldı. Dwight Eisenhower’ın Kasım 1952’de Başkan seçilmesinin hemen ardından İngiltere yeni Başkan’ın ekibini darbe için ikna etti. Bu amaçla aynı zamanda eski başkanlardan Theodere Roosevelt’in torunu olan CIA Orta Doğu Direktörü Kermit Roosevelt Haziran 1953’te çantasında ciddi bir nakit para ile Tahran’a gitmiş ve ilk olarak İran’ı kaosa sokabilmek ve Musaddık’ın popülerliğini azaltabilmek için çok sayıda politikacı, gazeteci ve din adamına rüşvet dağıtmaya başlamıştır.  

Geniş halk kesimleri arasında kahraman konumunda olan Musaddık’ın devrilebilmesi için öncelikle dezenformasyon ile gözden düşürülmesi gerekiyordu. Bu amaçla çeşitli yalan ve iftiralarla kamuoyu oluşturma çabalarına girişilmiş solcu Tudeh Partisiyle birlikte hareket ettiğinden dolayı komünizm taraftarlığı ile suçlanmıştır. Musaddık’ın özellikle Batı kamuoyunda şeytanlaştırılması için bundan daha uygun bir yafta bulunamazdı. Aynı şekilde ABD ve İngiltere kontrolündeki Batı ve İran medyası da ve Musaddık ve Dışişleri Bakanı Dr. Fatımi gibi isimlerin “diktatör”, “demagog”, “şehitlik saplantılı duygusal İslamcı”, “eşcinsel”, “uyuşturucu bağımlısı”, “Yahudi” ve “Bahai” olduklarına dair yayınlar yaparak gözden düşürmeye çalıştılar.

 

BATININ ALÇAK TEZGÂHI VE İFTİRALARININ HEDEFİ

Batı; halkına karşı sorumlu davranan ve halkının topyekûn çıkarlarını savunan iktidarlara karşı; halkı yanıltan sahte bayrak operasyonu, her türlü çirkeflik, belden aşağı vurmak dâhil en alçak tezgahlar kuruyor.

Bunun yanı sıra darbeye hazırlık olarak girişilen eylemler yalnızca İran içişleriyle sınırlı değildi. Özellikle İngiltere uluslararası propaganda kampanyasının yanı sıra İran’a karşı ekonomik bir savaş da başlatmıştı. Londra yönetimi İran’ın İngiltere’deki mal varlıkları dondurmuş, İran’a petrol ihracatında kullanılan teçhizatın ihraç edilmesini yasaklamış, ABD’nin İran’a vermeyi düşündüğü 25 milyon dolarlık krediyi engellemişti. Aynı şekilde İran’dan petrol almak isteyen müşteriler Birleşik Krallık tarafından tehdit ediliyordu.

 Musaddık’ın gücü büyük oranda tüm milli güçleri etrafında toplamasından geliyordu. Milli Cephe başlangıçta Şah ve Batı karşıtı tüm güçleri yanına çekmişti. Sovyet yanlısı solcu Tudeh Partisinden, dini kesimlerin sözcüsü Ayetullah Kaşani’ye, Tahran esnafından yerel toprak sahiplerine kadar birçok kesim Musaddık’ın petrolü millileştirmesini destekliyor ve konu milli bir dava olarak görülüyordu. Bununla birlikte bu koalisyonun farklı gruplardan teşkil olması kısa süre içinde sorunlara yol açmış, kadınlara oy hakkı verilmesi tasarısı ya da toprak reformu gibi adımlar, Musaddık’ın Tudeh dışındaki gruplarla arasının açılmasına neden olmuştu. Öte yandan İngiltere ve ABD’nin propaganda savaşı ve cömert rüşvetleri de Musaddık’ın etrafındaki güçlerin dağılmasında etkili olmuştu.

Musaddık’ın etrafındaki çember daralıyordu. Özellikle sokaklar üzerindeki hâkimiyetine güvenen Musaddık görüş ayrılığı yaşadığı toprak sahiplerini ve dini çevreleri karşısına almış, ekonomik krizin etkileri pazar esnafını da vurmaya başlamıştı. Böylesi bir ortamda harekete geçmenin zamanın geldiğini düşünen ABD ve İngiltere 1 Temmuzda Churchill, 11 Temmuzda da Eisenhower tarafından resmen imzalanan TPAJAX planıyla harekete geçildi. Operasyona legal bir görünüm kazandırmak için başlangıçta girişimin başarısız olması halinde başına geleceklerden endişe ettiği için işbirliğine yanaşmayan Şah ikna edilmiş ve Musaddık’ın görevden alınmasına dair bir emri -anayasaya aykırı olsa da- imzalamayı kabul etmişti.

Darbe girişimini ordudaki adamları sayesinde haber alan Musaddık kendisini teslim almaya gelen Şahın Muhafız Alayı Komutanı Albay Nasıri’yi ve beraberindeki askerleri tutuklatmış, bunun üzerine Şah kendi kullandığı küçük bir uçakla Bağdat’a kaçmak zorunda kalmıştı. Başta Tudeh Partisi olmak üzere darbe teşebbüsünü öğrenen Musaddık yanlıları sokaklara dökülmüş, Şahın ve babasının heykellerini devirerek devlet dairelerini ele geçirmiştir. Bu sırada ilk planının bozulduğunu görerek ikinci aşamaya geçen Roosevelt’in tuttuğu provokatörler de Musaddık ve Tudeh Partisi lehine sloganlar atarak dükkânları yağmalıyor ve sokaktaki sıradan insanlara saldırıyorlardı. Bu aşamada Roosevelt, Musaddık’ı ikna etmesi için ABD Büyükelçisi Loy Henderson’ı göndermiş ve Büyükelçi Amerikan vatandaşlarını da tehlikeye atan sokaktaki göstericilerin evlerine dönmeleri durumunda ülkesinin Musaddık hükümetine her türlü yardımı sağlayacağını söylemiştir. (Kuveyt’deki Amerikan Büyükelçisi’nin Saddam’ı Irak’ı işgale teşvik etmesinin bir başka versiyonu)

Darbenin atlatıldığını ve sokaklardaki insanlara ihtiyaç kalmadığını zanneden Musaddık’ın taraftarlarından sokaklardan çekilmesini istemesi 27 aylık Başbakanlığının ve siyasi hayatının sonunu getirdi. Musaddık’ın “alanları boşaltın” çağrısıyla hayal kırıklığına uğrayan insanların çekildiği sokaklarda önce CIA’nın parayla topladığı kalabalıklar hâkimiyeti ele geçirmiş, daha sonra bu kalabalıklara katılan Şah ve CIA yanlısı generaller Musaddık’ın konutunu tanklarla kuşatmış ve 19 Ağustos 1953 günü dokuz saat süren çatışmalardan sonra Musaddık’ı ele geçirmiştir.

CIA ve MI6 tarafından ortaklaşa düzenlenen bu darbenin etkileri darbecilerin planladıklarından çok daha derin oldu. Batının gayri meşru çıkarları söz konusu olduğunda seküler ve demokrat bir siyasetçiye dahi tahammül edemediğini düşünen İranlılar arasındaki radikalleşmenin ve ABD karşıtı görüşlerin darbe sonrasında hızlı bir şekilde artış gösterdiği hususunda gözlemciler arasında görüş birliği vardır. Nitekim darbeyi konu edinen “Şahın bütün adamları” kitabının yazarı Stefen Kinzer’in da isabetli bir şekilde vurguladığı gibi 79 İslam Devriminde halkın ABD’ye karşı olan öfkesinin önemli bir nedeni de Washington’un söz konusu darbedeki rolüydü. Musaddık gibi bugünün şartlarında dahi “ılımlı” ve “demokrat” bir siyasetçiye karşı düzenlenen (Tıpkı Rahmetli Adnan Menderes’in diktatör olarak suçlanması gibi) bu darbeyle devrik Başbakan 1967’de ölene kadar göz hapsinde tutulsa bile ne İngiliz petrol şirketi millileştirme önceki şartlara dönebilmiş ne de İranlıların ABD’ye bakışı eskisi gibi olmuştur. Petrolün millileştirilmesine tepki olarak gelen darbe İran modern tarihinin kırılma anlarından ve nükleer müzakereler esnasında da görüldüğü üzere 60 yıl sonra bile kolektif bilincin temel referans noktalarından birisi olmaya devam etmektedir. (15 Temmuz’dan sonra ABD algısı Türkiye’de de aynı şekilde olmuştur.) Ancak halk tezgâhın derinliğini bilmez görünen saptırılmış sebeplere inanır.

Türkiye’de 15 Temmuz Darbesi yapıldı, bastırıldı, her şey sütliman oldu ve tehlike geçti mi? Yukarıdaki hikâyeyi okuyunca bu tehlikenin halen devam ettiği görülmektedir. ABD’nin 10 yıllık strateji raporu yayınlanıyor; bakıyorsunuz Türkiye’de bir iç savaş çıkarmayı öngörüyorlar. Amerikan üst düzeydeki bazı generaller Türkiye’ye vurmaktan söz ediyorlar. ABD’nin yayınladığı en son güvenlik belgesinde Türkiye’ye karşı tutumlarının ne olacağını bulanık bırakmışlar. Bu ne demektir? El altından gizli ve derinden bir hazırlık yapıyorlar. Dolayısıyla KHK’nin anlamı ve değeri hangi gizli fesatlara karşı koymak için tasarlandığını bütün arkadaşlarımın dikkatine sunuyorum.

Bu asırda Türkiye’ye gizli sömürge olmak değil liderlik yakışıyor.

Bu yazı ORSAM tarafından çıkartılan Ortadoğu Analiz Dergisinin Eylül-Ekim Ayı Sayısı Cilt: 8 Sayı: 76 sayfa 15-17 arası alıntı yapılmış bu yazıdan büyük ölçüde yararlanılmıştır. ORSAM’a teşekkür ediyorum.

http://www.orsam.org.tr/files/OA/76/3_hakkiuygur.pdf 

SONNOTLAR:

[1] Batılı basın ve diplomatların İran’ın çıkarlarını korumaya çalışan Musaddık ve etrafındaki isimlere yönelttikleri birçoğu temelsiz suçlamalar konusunda ne kadar yaratıcı olduklarını görebilmek için bak. Ervand Abrahimian, (Summer, 2001) The 1953 Coup in Iran, Science and Soceity, , Vol. 65, No. 2, 193-194 er

https://iramcenter.org/1953-darbesi-ve-hatirlattiklari/

         EK-3            :

         Osmanlı Toprakları Üzerine Bugün İçin Kurulu Devletler:

         Avrupa

  1. Türkiye
  2. Bulgaristan (545 yıl)
  3. Yunanistan (400 yıl)
  4. Sırbistan (539 yıl)
  5. Karadağ (539 yıl)
  6. Bosna-Hersek (539 yıl)
  7. Hırvatistan (539 yıl)
  8. Makedonya (539 yıl)
  9. Slovenya (250 yıl)
  10. Romanya (490 yıl)
  11. Slovakya (20 yıl) Osmanli ad:Uyvar
  12. Macaristan (160 yıl)
  13. Moldova (490 yıl)
  14. Ukrayna (308 yıl)
  15. Azerbaycan (25 yıl)
  16. Gürcistan (400 yıl)
  17. Ermenistan (20 yıl)
  18. Güney Kıbrıs (293 yıl)
  19. Kuzey Kıbrıs (293 yıl)
  20. Rusya’nın güney toprakları (291 yıl)
  21. Polonya (25 yıl)-himaye- Osmanlı adi: Lehistan
  22. İtalya’nın güneydoğu kıyıları (20 yıl)
  23. Arnavutluk (435 yıl)
  24. Belarus (25 yıl) -himaye-
  25. Litvanya (25 yıl) -himaye-
  26. Letonya (25 yıl) -himaye-
  27. Kosova (539 yıl)
  28. Voyvodina (166 yıl) Osmanlı adi: Banat

         Asya

  1. Irak (402 yıl)
  2. Suriye (402 yıl)
  3. İsrail (402 yıl)
  4. Filistin (402 yıl)
  5. Urdun (402 yıl)
  6. Suudi Arabistan (399 yıl)
  7. Yemen (401 yıl)
  8. Umman (400 yıl)
  9. Birlesek Arap Emirlikleri (400 yıl)
  10. Katar (400 yıl)
  11. Bahreyn (400 yıl)
  12. Kuveyt (381 yıl)
  13. İran’ın batı toprakları (30 yıl)
  14. Lübnan (402 yıl)

         Afrika

  1. Mısır (397 yıl)
  2. Libya (394 yıl) Osmanlı adi: Trablusgarp
  3. Tunus (308 yıl)
  4. Cezayir (313 yıl)
  5. Sudan (397 yıl) Osmanlı adi: Nubye
  6. Eritre (350 yıl) Osmanlı adi: Habes
  7. Cibuti (350 yıl)
  8. Somali (350 yıl) Osmanlı adi: Zeyla
  9. Kenya sahilleri (350 yıl)
  10. Tanzanya sahilleri (250 yıl)
  11. Çad’ın kuzey bölgeleri (313 yıl) Osmanlı adi: Reşade
  12. Nijer’in bir kısmı (300 yıl) Osmanlı adi: Kavar
  13. Mozambik’ in kuzey toprakları (150 yıl)
  14. Fas (50 yıl) -himaye-
  15. Bati Sahra (50 yıl) -himaye-
  16. Moritanya (50 yıl) -himaye-
  17. Mali (300 yıl) Osmanlı adi: Gat kazası
  18. Senegal (300 yıl)
  19. Gambiya (300 yıl)
  20. Gine Bissau (300 yıl)
  21. Gine (300 yıl)
  22. Etiyopya’ nin bir kısmı (350 yıl) Osmanlı adi: Habeş
Okunma 174 defa
Halil MERT

(E) Topçu Yarbay

Strateji ve Yönetim Uzmanı

https://www.youtube.com/user/81mert1 | This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yorum Ekle

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuza emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

asder logo

Adaleti Savunanlar Derneğinin ilkelerini benimsiyor ve her alanda "adalet"değerini temel alan kural ve uygulamaların gerçekleştirilmesi için mücadele çalışmalarına katılmanın gereğine inanıyorsanız; bizi takip edin...

E-Bülten

E-bültenimize üye olun. Haber ve duyurularımızı kaçırmayın.

Spam göndermiyoruz.

Bu sitede yer alan yazılar, makaleler, haberler yazarların sorumluluğundadır. © 2018 ASDER. All Rights Reserved.

Design & Development by JoomShaper