Kütahya Dumlupınar Üniversitesinin evsahipliğinde, 21–23.Ekim.2021 tarihleri arasında düzenlenen, 5. Bilimler Işığında Yaratılış Kongresi'nde sunduğum tebliğin, ikinci bölümüdür.
Günümüz Bilim/sellik Felsefesinin ürün ve sonucu olan Bilim; evreni, “süper bir bilgisayar / makina”ya benzetip; böyle kurgulayıp – modellediğinden; bu kurgu üzerinden de, evrendeki “fizik – doğa yasaları”nı, bir “bilgisayar programı” gibi tasavvur ettiğinden; o ‘yasaların’, madde ve enerji üzerinde, bir “yaptırım kuvveti” olduğunu tahayyül eder!
Evrenden elde edilen gözlem – ölçüm bilgilerinin; “Bilimsel Bilgi” formatına dönüştürülerek ifade edilmesinde kullanılan: “Bu olay; şu sebep – sonuç ilişkisi (fabrika dişlisi!) ve bu tabiî dönüşüm – döngü – mekanizması ve o doğa kanunu ve şu fizik kuvvetiyle oluyor / olur…” kalıbında kurulan; Failsiz veya Sahte failli Yatay Determinist – Materyalist ve Natüralist şablon; hep bu, günümüz Bilim/sellik Anlayışının, “kendi kendine ve otomatik olarak çalışan evren”, kurgu ve modelinin sonucudur. Seküler – Lâik Bilim/sellik’in; Bilimsel Bilgi’yi inşa ederken, “ateist – deist/ik” felsefelerden ödünç aldığı bu paradigma ve kavramları kullanması; inançtan kaçayım derken, inançsızlığın tarafına geçmesinden kaynaklanmaktadır.
Halbuki: Bilimsel Gözlem – Ölçüm Bilgilerinin ifade edilmesinde; herhangi bir olay / olguya “neden” olarak gösterilen “fizik – doğa yasaları”nın, madde ve hareketi üzerinde bir etki ve te’siri yoktur. Yani: Varlık ve hareketine; “fizik – kimya, doğa kanunları”nı, “sebep” olarak göstermek; okuduğumuz kitaptaki ölçü ve düzeni görüp; “Bu kitabı, gramer – imlâ kuralları yazmıştır” demeye benzer…
“İnanmak – İnanmamak” ortası veya dışı, yani tarafsız ve objektif noktası ve üçüncü şıkkı olmadığı için; “inanç”tan kaçayım derken, diğer mecburî şık olan “inançsızlık” tarafına geçen, günümüz Bilim/sellik anlayışına göre; iki boyutlu resim olan, cansız “Mona Lisa”yı yapan, ‘usta bir fail ve ressam’ var! (Hem de bu usta; ‘resim’ cinsinden olmayan ve resmin, hem her yerinde ve hem de hiçbir yerinde olması gereken bir usta olmalı.) Ama üç boyutlu kâinattaki, hakiki ve canlı Mona Lisaların, fail ve ustası yok!
Çünkü: Bu Bilim’e göre; bu Mona Lisalar, üç boyutlu atom ve fırçaların, “çeşitli madde – enerji etkileşimleri, sebep – sonuç sistemleri, falan kanun – mekanizmaları…”yla hareket etmesi sonucu; yani failsiz olarak, yani kendi kendine ve otomatik olarak oldu ve olmaya devam ediyor!
Evet, Seküler- Lâik Bilim’in, varlık ve evren tasavvuru: Varlığın, faile hiç ihtiyaç duymadığı veya failin, sadece “İlk Neden” olduğu; yani “otomatik bir makina” veya “süper bir bilgisayar”a benzeyen, bir evren tasavvuru. Modern Bilim; kâinatı böyle modelliyor ve metaforize ediyor. Bilimsel gözlem – ölçüm ve keşif bilgilerini, tasvir ve ifade ederken; yaptığı açıklamalarda, kullandığı kavram ve cümlelerin, oturduğu ana zemin ve kontekst bu! Bilimsel Bilgi’nin temellendiği altzeminde; bize, böyle bir evren tasavvuru empoze ediliyor. Zihnimize, sahte ve hayalî bir “otomatik çalışan evren” modeli inşa ediliyor.
En basit bir mantık kuralı olarak: “Eser, ustasız ve fiilsiz ve fiil de, failsiz olamaz.” İşte bu basit mantık kuralının neticesi olarak ve yukarıda verdiğimiz örneklerde de görüldüğü gibi: Eğer “Bilimsel Bilgi”ye, “Allah” gibi bir 'fail'i eklemezsek; bu ifadelerimize, ya “madde ve uzun zaman, tabiat ve kuvvet, sebep ve tesadüf – zorunluluk…” gibi “sahte failler” eklemek zorundayız veya: “Yağmur; Allah gibi bir fail ve özneye ihtiyaç duymadan, sadece bu gösterdiğimiz / anlattığımız, otomatik mekanizma ve sebep – sonuç ilişkisi ve madde – enerji etkileşimleriyle yağabilir ve yağar…” gibi “ateist – deistik” bir kurguyla inşa edeceğiz, Bilimsel Bilgi ve açıklamalarımızı!
Bilimsel Gözlem – Ölçüm – Deney veri ve bilgilerini, bu “ateist – deist/ik” arkafon ve bağlamda kurgular; Bilimsel Bilgi’yi, bu şablonda kodlar ve ifade edersek; insanların zihnine veya bilinçaltına, ‘ateist ve materyalist, natüralist ve determinist’ bir evrende yaşadığımız, inancını endoktrine etmiş oluruz! Yani: “Allah’ın olmadığı (ateizm / inkâr); varsa ve olsa bile, işleyişe karışmadığı (deizm / şirk)” şeklinde özetlenebilecek; bir evren, ‘tasavvur ve inanç/sızlık’ını enjekte etmiş oluruz.
Seküler – Lâik Bilim/sellik’in: “Şu fizikî olay; şu şu madde – enerji etkileşimleri ve bu bu sebep – sonuç ilişki ve mekanizmalarıyla oluyor…” kalıbında kurduğu; her gözlem – ölçüm verisi; bu bağlam – kontekstte kurgulanıp, ifade edilen her Bilimsel Bilgi; bilinçaltımıza, şu altmesaj ve komutu fısıldıyor; şu emir ve yönlendirmeyi, telkin ve empoze ediyor: “Bu fizikî olayın olması için; ilim – irade – kudret sahibi herhangi bir fail ve ustaya, zaruret ve ihtiyaç yok!”
Demek Bilimsel gözlem – ölçüm bilgilerinin, ‘failsiz’ olarak dizayn edilmesi; Bilimsel verilerin, deterministik şablonla kurgulanması; yani evrendeki olay ve olguların, salt sebep – sonuç ilişkileriyle şablonize edilmesi, resmedilmesi; nesnel ve objektif bilginin şartlarını vermiyor. Ki zaten önceki yazımızda; “Tanrı Var – Yok”, şıklarının ortası veya dışı; yani “tarafsız ve objektif” noktası yok demiştik. Yani: Bu iki şık dışında; üçüncü bir şık ve ihtimâl yok. Yani: “İnanmak – İnanmamak”tan bağımsız ve ayrı bir “bilgi biçimi” ve “ifade biçimi” yok.
Buradan çıkan diğer sonuç: Seküler – Lâik Bilim/sellik’in: “Tanrı; din ve inanç, felsefe ve metafiziğin konusudur” diyerek; failsiz (veya sahte failli) ve Tanrısız verdiği, her bilimsel bilgi; böyle, ateist kalıba dökerek sunduğu, her bilimsel gözlem – keşif bilgisi; ateizm ve deizme giden yolları kolaylaştırmakta! Materyalizm ve Natüralizm’e, bir nevi cephane sağlamakta! Dinin aleyhine; onlara, sahte bir meşruîyet ve alan genişletmesi açmakta!...
O hâlde Seküler – Lâik olduğunu iddia eden Bilim’e soruyoruz:
“Tanrı; din ve inanç, felsefe ve metafiziğin konusudur” da; peki Bilim’in bu “inanç/sızlık”ı ve buna taraf olması, “bilim/sellik”in konusu mu!? Ateizm – materyalizm ve natüralizmin doğru olduğuna dair; bilimsel bir gözlem mi yapıldı, bilimsel bir veri mi bulundu evrende!? Çağımız Bilim/selliğine hâkim olan episteme, hak – bâtıl ayırmadan tüm “inançlar”ı, ‘bilgi’nin nesnellik ve objektifliğini bozan bir ‘virüs’ gibi görüyor ama ne hikmetse, kendi “inanç/sızlık”ını; tarafsızlık ve objektifliğini bozan bir “virüs” olarak görmüyor! Doğru kabul ettiği bu “Bilim/sellik Kriteri”ni; kendisini, ateizm ve natüralizm’e bağımlı ve taraf yapan; bir “virüs” olarak görmüyor!
Seküler – Lâik Bilim; “Evrende bir fail ve özne var mı, varsa kim?” sorusunu dışlayıp; bu tür soruları, felsefe ve metafiziğe attığı için; Bilimsel Bilgi’de, fail ve öznenin olmadığı, yani “failsiz ve kimsesiz” bir evren tasviri yapıyor! Yani sormak gerekir onlara: “Bu size, bilimsel ve objektif bir davranış olarak mı görünüyor!?”
“Kim sorusu; Bilim’in konusu ve sorusu değil” diye; bilimsel gözlem verilerinizi, böyle “kimsesiz” (ateist – materyalist – natüralist) kavram ve şablonlarla modifiye etmek; size, “inanıp – inanmamak”tan bağımsız ve nötr bir davranış olarak mı görünüyor!?
Siz ‘inançtan bağımsız ve tarafsız olacaksınız’ diye; bilimsel ve objektif olmayan, ‘inançsızlık’a taraf olmanız ve bunu bilgi ve bilim’e enjekte etmeniz; hiçte etik değil! Bu tür eksik ve dezenformatif bilgilerle, zihnimizi belli bir yöne manüple ve kanalize etmeye ve böylece, kendi varlık ve bilgi tasavvurunuzu, bize endoktrine etmeye; bizim oralarda, ‘epistemik baskı ve şiddet’ denir!
“Bilim/sellik, tüm inanç ve inançsızlıklara tarafsız ve bağımsız ve onlara nötr ve yüksüz” dediğiniz hâlde; gözlem ve ölçüm, deney veri ve bilgilerini; bir “inançsız”ın bakış açı ve nazarıyla kodluyorsunuz! Yani: Bilimsel bilgi’yi; “ateist – materyalist – natüralist – yatay determinist” kontekst / bağlam /şablon /çerçeve / kalıpta, tasvir ve kodluyor ve bu sentaks – semantikte, ifade ediyorsunuz!
Halbuki, yukarıda dedik: Mantığın dili ve Dilin mantığı icabı, “inanmak – inanmamak” ortası ve dışı, gidebileceğiniz ve gözlem bilgi ve sonuçlarını ifade edebileceğiniz, başka bir üçüncü ihtimâl ve şık yok. Teorik olarak bile; epistemolojik ve ontolojik, üçüncü bir “bilgi biçimi” ve “ifade biçimi” yok.
Bu, ateist ve materyalist, natüralist ve determinist kod ve değerlerle yüklü, Bilimsel Bilgi ve / ifadelerinizin altında yatan; arka fon ve altzemin ve derin, bilinçaltı mesajlarınızın; anaokulundan beri, bilinçaltımıza, defalarca telkin ve tekrar edilmesi sonucunda; bizi formatlayıp, programladınız ve hipnotize ettiniz! Bir bilgisayar virüsü, bir trojan ve truva atı gibi bilimsel bilgi’ye karıştırdığınız bu virüslü kodları temizleyecek bir antivirüs programı, çoğu kişide yok! Gösterdiğiniz; bu sahte, evren illüzyon ve sihrinizden, kurtulan çok nâdir! Çoğumuz; bu kurguyu, gerçek zannediyor! Seküler – Lâik Bilim/sellik’in bu hayalî ve sanal evrenini; çoğumuz, tarafsız ve objektif Bilimsel Bilgi zannediyor!

