Cuma, 18 Kasım 2022 14:06

G20 Bali Bildirgesi'nde Türk uzlaşması

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, G20 Bali Zirvesi dönüşü yaptığı açıklamadaki, "G20 Bali Bildirgesi'ne de ülkemizin önemli katkıları oldu. Rusya-Ukrayna krizine yönelik her tarafla konuşabilme yeteneğiyle ara bulucu bir rol oynayan ülkemiz ortak bir bildirgenin çıkarılmasında aktif bir tutum sergiledi" ifadesi, bana o günlerde okuduğum bir 'kriz' haberini hatırlattı.

Amerika'nın Sesi Türkçe sitesinde Arzu Çakır imzalı habere göre, zirvenin ilk gününde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un bildirge taslağını Batılı ülkelerin 'siyasileştirmeye çalıştığını' söylemiş, ve ortak sonuç bildirgesinin 'çıkamayacağı' ihtimali konuşulmaya başlanmıştı.

Habere göre, daha sonra 'tüm G20 ülkeleri savaşı kınar' yerine, 'G20 üyelerinin çoğu' ifadesi kullanılarak, Rusya ve Çin'in onayı alınmış ve tüm katılımcıların ortak imzası sağlanabilmiş.

Haberde, ev sahibi Endonezya ve Hindistan'ın yoğun kulis yaptığı notuna da yer verilmiş.

Cumhurbaşkanı, ortak bildirgenin çıkmasında Türkiye'nin de rol aldığını, 'gerekçesiyle' birlikte, "her tarafla konuşabilme yeteneğiyle sağladığı arabulucu rolü" ifadesiyle kayda geçmiş oldu.

***

Erdoğan'ın konuşmasında bir nokta daha dikkat çekici.

Cumhurbaşkanı, bu süreçleri 'liderler diplomasisi' ile bizzat yürütmesine ve kişisel bağlarını, güvenilirliğini kullanmasına rağmen, hassasiyetle 'ülkemiz' demeyi tercih etti.

Çay kahve ziyaretlerini 'ben para buldum, ben gittim, ben geldim, ben bilim öğrendim, benim vizyonum' ifadeleriyle sunanlar için örnek olsun dilerim.

AVRUPA'DA TERÖRÜ 'AYDIN DURUŞU' BİTİRDİ

10 Haziran tarihli yazımın başlığı şuydu: 'Destek bulmazsa terör yaşamaz.'

Terör örgütlerinin, kendilerini, başka ülkeleri kontrol altında tutmak için kullanan devletler sayesinde yaşadığına işaret etmiştim.

Almanya'da Kızıl Ordu fraksiyonu (RAF), İtalya'da Kızıl Tugaylar (BR), Fransa'da Action Directe (AD) vb gibi terör örgütleri, 70'li yılların başlarında etkinlik göstermeye başladılar.

Varlıklarını 'kapitalizm karşıtlığı' üzerine oturtuyorlardı.

Ama burada bir 'yerli' karşıtlık zayıf, fakat 'Sovyet yanlısı' bir karşıtlık güçlüydü.

İdeoloji ve silah desteği Sovyetler'den geliyor, o silahlarla soygunlar yaparak para ve yeni silahlar elde ediyorlardı.

Yeni militan teminini de yine ideoloji sağlıyordu.

Yaşamalarını sağlayan bir başka destek de 'sol-sosyalist-komünist siyaset'ti.

O ideolojinin siyasetçilerinden, aydınlarından, gazetecilerinden, akademisyenlerinden aldıkları destek, belli bir meşruiyet sağlıyordu.

***

1980'lerin ortasından itibaren dağılmaya başladılar.

Onları destekleyen Sovyetler Birliği'nin çöküşüne paralel olarak...

Ama dağılmaya giden süreci Sovyetler'in zayıflaması başlatmadı.

Aydınların 'teröre' karşı tepkisiydi.

Meselenin kapitalizme direniş olmaktan çıkmış, Sovyet yanlısı silahlı teröre dönüşmüş olmasına tepkiydi bu.

Bir başka sebep de, Avrupa'daki hiçbir terör örgütünü, bir başka Avrupa devleti koruyup beslemedi.

Zayıflama itirafçıları artırdı.

Bir ülkeden kaçanı diğeri yakaladı.

Şiddete bulaşmayanlar sol partiler içinde eridi.

Buna rağmen hâlâ örneğin ne Almanya istihbaratı RAF'ın ne İtalya BR'nin ne de Fransa AD'nin peşini bırakmış değil.

***

Türkiye'ye karşı terör yapan örgütlerde ise durum tam tersi.

Onları Sovyetler'den sonra ABD ve Avrupa ülkeleri sahiplendi.

Para ve militan toplamalarına izin verildi.

Silahlanmaları sağlandı.

Komşu ülkelerde korunup büyütüldüler.

Türkiye içinde de aydınlar, akademisyenler, etkili bir medya grubu tarafından meşrulaştırıldılar.

PKK terör örgütü, sadece askere ve polise değil, köylüye, öğretmene, öğrenciye, çocuklara saldırdığında da kınanmadı, 'barış ve aydınlanma'yı kimseye bırakmayan bu kesimler tarafından.

Terör eylemlerini, 'örgütün mecbur bırakıldığı eylemler' sınıfında saydılar.

Hatta 'kendi mahallelerinden' Onat Kutlar, arkeolog Yasemin Cebenoyan gibi kültür adamları katledildiğinde bile susabilmeyi başardılar!

***

O yüzden, teröre ve terör örgütlerine karşı aydınların, gazetecilerin sesini yükseltmesi hayati önemdedir.

İstiklal Caddesi'ndeki son terör saldırısı sonrası, bir grup akademisyen, yazar ve gazetecinin, teröre, terör örgütlerine, 'terör saldırılarına süslü ve gösterişli söylemleriyle destek olanlar ve Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı iftiraları iştahla alkışlayanlar'a karşı yayınladığı bildiri, 'ısrarla sürdürülmesi' ve 'büyütülmesi' gereken bir girişim.

Bu girişim için aralarında benim de bulunduğum imzacıları bir araya getiren Dr. Murat Yılmaz'a teşekkür ederim.

'İSKİ SKANDALI' DÖNEMİNE DÖNÜŞ

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, malum, CHP yönetiminde.

Doğrusu, CHP, İyi Parti ve HDP ittifakıyla seçilen Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu yönetiminde.

'İttifak' yönetimi, İstanbul'da AK Parti dönemlerinde yapılan yatırımların 'bir kısmını' devam ettirmek ve daha az kısmını da tamamladıkça 'açılış törenleri' yapıyor.

Bunlardan biri de, İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) tarafından yaptırılan Tuzla İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi'nin üçüncü etabı açılış töreniydi.

Geçen ay yapılan törende, bu yatırımları başlatan dönemin İBB Başkanı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın adının anılmayışı üzerine, Tuzla Belediye Başkanı Dr. Şadi Yazıcı, Erdoğan'a İBB Başkanlığı döneminde tesisin temelini attığı ve birinci etabının açılışını yaptığı için teşekkür edince, törene getirilen bir grup CHP'li 'taraftar' tarafından saldırıya uğramıştı.

Yazıcı, saldırıyı protesto etti, açıklamasını yaptı, konuyu kapattı.

Ancak İBB Başkanı İmamoğlu yatışmamış.

Sonraki törenlerinde ve en son bir tv programında yine Yazıcı'yı 'kendini arbede içine sokmakla' suçlamış!

Dün 24 TV'de Başkan Yazıcı'nın konuşmasını dinledim.

Kritik bir yerden yakaladı.

Yazıcı, İmamoğlu'nun Tuzla'daki projeyle ilgili Nurettin Sözen dönemine atıf yaptığına işaret ederek, "Bir İSKİ yatırımı söz konusuyken Nurettin Sözen ve (İSKİ Genel Müdürü Ergün Göknel dönemini referans göstermek, o dönemin devamı olduğunun da ilanıdır" dedi.

Ardından da, tesisin Sözen döneminde 1990'da ihale edildiğini, 4 yılda sadece kazı yapıldığını; temelin ise ancak Erdoğan'ın başkanlığı döneminde 28 Kasım 1994'te atıldığını ve 1998'de ilk etabın açılarak Cumhuriyetin 75. yılına armağan edildiğini hatırlattı.

***

Gençler hatırlamayabilir.

İstanbul'da suların akmadığı, çöplerin toplanmadığı, halka paslı tankerlerle kuyu suyu dağıtıldığı, İSKİ'nin hortumlandığı, bunun da kalbi kırık eski eş tarafından ifşa edildiği 'İSKİ Skandalı' yıllarıdır 90'ların başı...

Google'dan arayıp öğrenebilirler.

 

 

 

 

https://www.aksam.com.tr/yazarlar/mustafa-kartoglu/g20-bali-bildirgesinde-turk-uzlasmasi/haber-1320302

 

Mustafa Kartoğlu

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Yorum Ekle

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuza emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

asder logo

Adaleti Savunanlar Derneğinin ilkelerini benimsiyor ve her alanda "adalet"değerini temel alan kural ve uygulamaların gerçekleştirilmesi için mücadele çalışmalarına katılmanın gereğine inanıyorsanız; bizi takip edin...