Pazar, 21 Şubat 2010 14:19

MİLLİ İRADE DEVLETİN BÜTÜN KURUMLARINA HÂKİM OLSUN

MİLLİ İRADE DEVLETİN BÜTÜN KURUMLARINA HÂKİM OLSUN

ASDER Onursal Başkanı E. General Adnan TANRIVEERDİ HSYK’nın 17 Şubat kararından sonra “DARBELERE KARŞI TBMM GÜÇLENDİRİLMELİDİR” başlıklı makalesini yayınladı. TANRIVERDİ, bu makalesinde çok önemli tespitlerde bulunuyor.

“Yeni bir kaos” olarak nitelendirdiği bu kararın ne ilk ne son olacağından söz ederek,yargı kökenli Cumhurbaşkanının da hem üst yargıdaki kadrolaşma ve hem de fikri desteğiyle, artık darbeler kılıçla değil kalemle yapılmaya başladızannını ortaya koyuyor. TANRIVERDİ 2006 yılından itibaren Yüksek Yargı tarafından alınan darbe niteliğindeki kararları sıralamış;

“20 Nisan 2006, Şemdinli Savcısı Ferhat Sarıkaya’nın Görevden çıkarılması.

03 Mayıs 2007, Cumhurbaşkanının TBMM tarafından seçilmesini engelleyen Anayasa Mahkemesi Kararı.

05 Haziran 2008, Üniversitelerde dini inançları nedeni ile örtünenlere uygulanan yasağı kaldırmak için yapılan Anayasa değişikliğini iptal eden Anayasa Mahkemesi kararı.

14 Mart 2008, Yargıtay Başsavcısı tarafından İktidar Partisinin kapatılması istemiyle hazırlanan iddianamenin Anayasa Mahkemesine gönderilmesi.

30 Temmuz 2008, İktidar Partisine hazine yardımının kesilmesini sağlayan Anayasa Mahkemesi Kararı.

10 Ağustos 2009, YÖK'ün Üniversiteye girişte katsayı farkını kaldıran kararının iptali için Danıştay Kararı.

08 Şubat 2010, YÖK'ün eşitlik getiren karının iptali için ikinci Danıştay Kararı”.

Bu kararların netice itibarıyla siyasi kararlar olduğunda hiçbir şüphe yok. Ülkenin siyasi istikrarını da olumsuz olarak etkilediği görülüyor. İşte tam bu noktada benim akıl ve mantığım duruyor. Özellikle son kararda olduğu gibi; ülkenin tüm hukukçularının bu kadar bölündüğü, her kafadan ayrı sesin çıktığı bu kadar facia bir karar alınabilir mi? Bir memleketi adeta düşman kamplara bölecek kadar vahim karar alınabilir mi? Bunu Yüksek Yargı yapabilir mi?

Bu adamlar ne yapmak istiyorlar? Özellikle ve tamamen bağımsız olması gereken Yüksek Yargı mensupları bu kadar siyasallaşabilir mi? Muhalefet partilerinden daha şiddetli muhalefet ve cuntacılardan daha şiddetli bir şekilde demokrasiyi tıkama girişimleri olabilir mi?

Sokakta vatandaş çıldırmak üzere, adeta saçını başını yoluyor. Adalet dağıtmakla görevli olan yargı mensupları kendi itibarlarını bu kadar sarsabilir mi? Kime gidecek vatandaş? Geriye kim kalıyor? Bir ülkenin adalet mekanizması çökerse, o ülkede yaşanabilir mi?

Nasıl bir kinmiş bu?

Nasıl bu kadar politize oldunuz? Nasıl bu kadar kadrolaştınız? Neyin peşindesiniz? Koskoca ülkeyi batırmak mı istiyorsunuz? Fildişi kulelerinizde, hep yandaşlarınızla kaos planları yaparken, sokağa hiç çıkmıyor musunuz? Vatandaşın halini görmüyor musunuz?

Biraz halkın arasına karışın. Halkın havasını teneffüs edin. Biraz memleketi düşünün. Yazık oluyor. Siz politize olamazsınız! Siyasetle ilgilenemezsiniz! Siz seçilmiş değilsiniz. Siz atanmışsınız. Siz bürokratsınız. Siz bağımsız yargıçlarsınız. Siz adalet dağıtacaksınız.

Siyasetle ilgilenmek istiyorsanız, istifa edeceksiniz, bir parti kuracaksınız, ya da mevcut partilerden birisine dâhil olup, dilediğiniz gibi siyaset yapacaksınız. Ama şu an bulunduğunuz makamlarda, hele ki Yüksek Yargıda siyasetle meşgul olamazsınız. Siz muhalefet partilerinin, çetelerin değil, tüm ülkenin, devletin yargıçlarısınız.

Sonra yaptığınız nedir? Bir takım zanlıları yargılanmaktan kurtarmaya çalışıyorsunuz. Yargılanmak kötü bir şey değil ki! Bırakın yargılansınlar. Onları yargılayacak olan, Devletin bağımsız yargıçları değil mi? Suçsuz iseler zaten aklanacaklar.

Nedir telaşınız? Nedir telaşınız?

Anlayamadığım bir husus da yargılanmaktan korkmak!

Ya hu; yargılanmaktan korkulur mu? Bakın binlerce vatan evladı bizi yargılayın diye bas bas bağırıyor. Hiç duyan yok bunları. Bunlar yargılanmaktan kaçmıyorlar. Avazları çıktığı kadar bağırıyor.

Y A R G I L A Y I N  B İ Z İ         Y A R G I L A Y I N      B İ Z İ…

Duyabiliyor musunuz bu sesleri. YAŞ kararları ile yargılanmadan resen emekli edilen binlerce masum insan bunlar! Hem de madalyalı kahramanlar bunlar…

Hadi şimdi bana izah edin. Nedir bu iş? Yargılanmaktan kaçırttığınız insanlar, yargılanmak isteyen ama yargılayamadığınız insanlar.

Sayın Yüksek Yargı mensupları içinizde bu çelişkiyi izah edebilecek bir babayiğit var mı?

Sayın TANRIVERDİ çözüm önerisini yazısında dile getirmiş. “Üst yargının yapısı ve üyelerinin seçimi yeniden düzenlenmelidir. Ama düzenleme yapılırken, Devlet Kurumları üzerinde, Milli İradenin otoritesinin tesis edilmesi, sağlanmalıdır.” Diyor ve ilave ediyor; “Özellikle yargı ile yürütme arasındaki sürtüşmelerde son karar TBMM'ne bırakılmalıdır.”

Biz de bu düşünceye katılıyoruz. Mademki; Hâkimiyet kayıtsız şartsız Milletindir. Ve Millet bu egemenliğini TBMM gönderdiği vekilleri aracılığıyla kullanır.  O halde TBMM üzerinde hiçbir kurum, kurul v.s. olmamalı.

Bu ülkede Ordu vesayeti yoktur.

Bu ülkede Yargıçlar vesayeti yoktur.

Bu ülkede Bürokratlar vesayeti yoktur.

Bu ülkede Medya vesayeti yoktur.

Bu ülkede Patronlar vesayeti yoktur.

Bu ülkede Liderler vesayeti yoktur.

Bu ülkede Derin Devlet vesayeti yoktur.

Aksini söyleyen anayasaya göre suç işlemiş olur. Eğer vesayet oluşturma çabaları varsa ki; bu gözlemleniyor. O zaman buna karşı tedbir almak, Millet Meclisinde bulunan bütün vekillerin en önemli vazifesidir. Bu vazifesini savsaklayan vekil kendisini seçen milletine ihanet etmiş demektir.

Yine Sayın TANRIVERDİ’nin yorumuylasorunlar, Milli İradenin Devletin bütün Kurumlarına hâkim olamamasından kaynaklanmaktadır”.

O halde; Milli İradenin Devletin bütün Kurumlarına hâkim olabilmesi için ne yapılması gerekiyorsa yapılsın. Milletin de sabrı taşmak üzere… 

                                                                             22 Şubat 2010

                                                                               Gürcan Onat

 

 

Son Düzenlenme Pazartesi, 22 Şubat 2010 14:20
Hasan Hüseyin Uludağ

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Yorum Ekle

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuza emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

asder logo

Adaleti Savunanlar Derneğinin ilkelerini benimsiyor ve her alanda "adalet"değerini temel alan kural ve uygulamaların gerçekleştirilmesi için mücadele çalışmalarına katılmanın gereğine inanıyorsanız; bizi takip edin...