Pazartesi, 15 Mart 2010 13:21

HEP BERABER OMUZ OMUZA

HEP BERABER OMUZ OMUZA

Osmanlı İmparatorluk Devletinden Türkiye Cumhuriyeti Ulus Devletine geçtiğimiz günden itibaren oturtamadığımız bir sistem tartışması hala devam ediyor…

Meşrutiyet konuşmalarının başladığı yıllardan bu güne kadar, pek çok deneme ile ve farklı ideolojik temele dayanan çeşitli sistem arayışlarıyla, daha güzelini bulma mücadele ve çabalarını sürekli sarf etmişiz.

Ancak günümüze geldiğimizde; artık insanlarımızın düşünce yapısı cihetiyle iki ana gruba ayrılmış olduğunu görüyoruz.

Birincisi; batıdaki gelişmiş demokrasilerin uygulandığı ülkelerdeki gibi insan haklarını önceleyen demokrasinin tüm kurumlarıyla yerleşmesini isteyen insanlar grubu.

İkincisi; mevcut vesayetçi statükonun devam etmesini isteyen insanlar grubu.

Geçmiş yıllarda birbirine düşürülmeye çalışılmış olan farklı etnik gruba ve düşünce yapısına sahip vatandaşlarımız, bugün tüm farklılıklarını adeta aynı şemsiye altında birlikte yaşatmanın yollarını bulmuşlar, birlikte aynı hedefe kilitlenmişler… Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Gürcü, Boşnak, Rum, Ermeni, Yahudi v.s. Sünni Alevi, Dinli Dinsiz, Hıristiyan, Müslüman, Musevi, Ateist, v.s. Sağcı, Solcu, Liberal, İslamcı kimliği, inancı ve fikri aidiyeti ne olursa olsun, T.S.K.leri veya Yüksek Yargı hangi kurumda bulunursa bulunsun, hangi medya grubu ya da siyasi parti içinde yer alırsa alsın; insanlar artık, sadece iki ana eksende birleşmişler. Ya gelişmiş demokrasi tüm kurumlarıyla yerleşecek, ya da mevcut vesayetçi statüko ne pahasına olursa olsun sürdürülecek.

İttihat ve Terakkinin kurulmasıyla beraber, ülkemize gelmiş olan fitne fesat, hile hurda ve çeteleşme ile darbeci zihniyet yakın günlere kadar her türlü komplosunu başarıyla uyguladı. Her etnik grubu, her inancı, her düşünceyi, her siyasi partiyi ve her kurumu etkiledi. İçine adamlarını yerleştirdi, hükmünü sürdürdü.

1960 yılından itibaren Ordu içinde yerleşerek, kafasına göre tasfiyeler yaptı. Bazen solcuları vurdu, bazen sağcıları, bazen de dindarları. Fakat netice itibarıyla sürekli ülke siyasetinin tam göbeğinde yer aldı.

En son olarak da 28 Şubat post modern darbesiyle halkın seçtiği fakat kendi kafalarına uymayan hükümeti devirip, kullanabilecekleri kimselere altın tepside iktidar teslim ettiler. Fakat iktidarı teslim ettikleri kişiler muktedir olamayınca veya halk artık oynan oyunları görüp, sesini sandıkça gür çıkartmaya başlayınca, yine kıpırdanmaya başlayan çeteciler duvara toslayarak, iç veya dış destek ya da ileri teknoloji marifetiyle sonunda yakayı ele verdiler. Olması gereken nihayet oldu.

Artık her şey açığa çıktı.

Filmin sonu göründü.

Bugün 12 Mart 2010, halkımız hangi kurumda, hangi partide, hangi medya grubunda ve ne tür etnik gruba veya kimliğe sahip olursa olsun tüm değerleri ve farklılıklarıyla bir tek hedef doğrultusunda omuz omuza verip, büyük iblisi yok etme derdine düştü. Elbette bunun karşısında cüzi bir azınlık da vesayetçi statükoyu koruma adına, iblisin uşaklığını yapmaya devam etmektedir.

Bir zamanlar sağcı solcu diye, Alevi Sünni diye farklı partilerde farklı gazetelerde yer aldırılarak ve yakın zamanda Türk Kürt diye birbirine düşürülmek, kırdırılmak istenen insanlar artık yan yanalar. Gerçek felaketi fark etmenin onur ve gururuyla, tüm güçleriyle darbeci zihniyetin tamamen kuruyup yok olması için omuz omuza, canhıraş mücadele veriyorlar. “Darbelere karşı 70 milyon adım” yürüyorlar, “platformlar” oluşturuyor, “çalıştaylar” düzenliyor, “açık oturumlar” yapıyor, “sivil inisiyatifler” kuruyorlar. İnsanımız şunu çok iyi anladı ki; özgürce inancını yaşayabilmenin, kimliğini rahatça ifade edebilmenin, ekonomisi düzgün, refah içerisinde, kardeşçe huzurlu bir ortamda yaşayabilmenin yolu birbirinin inancına, düşüncesine, yaşayışına, kimliğine saygı besleyerek ve provokasyonlar üreten darbeci zihniyetin yok olmasıyla mümkün olacaktır. Bu da ancak insan haklarını önceleyen gelişmiş demokrasinin bütün kurumlarıyla, bütün kurumlarda yerleşmesiyle sağlanacaktır.

Bugün; Türk Silahlı Kuvvetleri ve Yüksek Yargı içerisinde yer alan demokrasiyi içerisine sindirmiş asker ve bürokratların desteği, kahraman savcı ve hâkimlerin kararlılığı, ayılmış medya mensuplarının objektifliği ve gözünü karartmış hükümetin dik duruşu ile halkın büyük çoğunluğunun teşviki, yetimlerin gözyaşları ve anaların dualarıyla; 1000 yıl ömür biçilen iblis, 13 yaşına geldiğinde çıkmaz bir sokakta kıstırılarak, komalık edilmiştir. İblisin uşakları morgda kefenlenmeği beklemektedir. Üç beş tane kardeşi ise; elbette ordu, yüksek yargı, baro, dernek, kurum ve medya ile birkaç malum partiler içerisinde saklanmaktadır. Ama bu hasta beyinler o kadar azaldı ki; adeta son çırpınışlarını yaşamaktadırlar.

Bu cennet vatanımızda, bütün değerlerimizle tüm vatandaşlarımızla, hep birlikte mutlu ve huzurlu yaşayacağımız günler yakındır, inşallah.

                                                                12.03.2010 Gürcan ONAT

 

 

 

 

Son Düzenlenme Salı, 16 Mart 2010 13:21
Hasan Hüseyin Uludağ

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Yorum Ekle

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuza emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

asder logo

Adaleti Savunanlar Derneğinin ilkelerini benimsiyor ve her alanda "adalet"değerini temel alan kural ve uygulamaların gerçekleştirilmesi için mücadele çalışmalarına katılmanın gereğine inanıyorsanız; bizi takip edin...