Pazar, 20 Aralık 2009 14:32

ATANMIŞLAR VE SEÇİLMİŞLER

ATANMIŞLAR VE SEÇİLMİŞLER

Ülkemizde; devlet yönetimde etkili olan iki kesim vardır; atanmışlar ve seçilmişler. Kimlerdir bunlar ve ne kadar etkilidirler? Bu sorunun cevabı teoride kanunlarla belirlenmiş olmasına rağmen pratikte zamana ve mekâna göre değişmektedir.

Fazla detaya girmeden yüzeysel olarak baktığımızda; Anayasanın 6. maddesi gereğince “Egemenlik kayıtsız ve şartsız Milletindir

Peki, Millet egemenliğini nasıl kullanıyor? Cevabı Anayasanın 7. ve 8. maddelerinde yazılıdır. “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisi'nindir. Bu yetki devredilemez”, “Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir Bu ne demektir? Türkiye Cumhuriyeti Devleti T.B.M.M. tarafından yönetilmektedir. Kimlerden oluşur? Seçilmişlerden. Evet, demek ki; anayasaya göre ülkemiz seçilmişler tarafından yönetilmektedir, diyebiliriz.

Atanmışlar kimlerdir? Bunlar da; Devletin kurumlarına duhul etmiş, sabah 08.00, akşam 17.00 mesai saatleri içerisinde, yönetmelik ve yönergelerle belirlenmiş olan vazifelerini yapmakla mükellef, 657 veya 926’ya tabi memurlardır. Yorum yapamazlar. Sadece belirlenmiş görevlerini yerine getirirler. Görevlerini en güzel şekilde yapanlar takdir alır, aksatanlar tecziye edilir. Milletvekillerinin dışında herkes memurdur. Genelkurmay Başkanlığından tapu dairelerine kadar tüm kurumların ve devlet dairelerinin içinde çalışan herkes memurdur.

Tüm atanmışlar seçilmişlerin emrindedir.

Durum bu kadar kısa ve basittir.

Öğle mi gerçekten? Anayasaya göre teorisi bu şekilde olan devlet yönetiminin uygulaması memleketimizde nasıl acaba?

Ekşi sözlükten tarama yaptım. Bürokrat için yazılanlar, ilgimi çekti. Vatandaşlarımız işin uygulamada ne olduğunu ince üslubu ile çok güzel ifade etmiş.

Bürokrasi - yurttaş için yaşamı çekilmez kılma sanatı
      Bürokrat - adı geçen sanatın icracısı

Elini taşın altına sokmayan kravatlı maaş yiyici. Dolaylı yoldan ülke yönetimine hükmeden kesimdir. Seçilerek gelmezler ve hükümetler gibi kolayca gitmezler

Ahmet Altan’ın 4 Ocak tarihli, taraf gazetesinde yayınlanan yazısında, şöyle seslendiği insanlar grubu: "bir muslukçu, bir fırıncı, bir mühendis, bir doktor, bir madenci dünyanın her yanında ekmeğini kazanır. Bir vali, bir kaymakam, bir general, kendisine para verecek bir devlet bulamazsa acından ölür.


İlişkimiz bu kadar net.
Siz bize muhtaçsınız.
Biz size muhtaç değiliz."

Bürokrat için insanca ilişkiler değil, yalnızca nesne ilişkileri vardır.”

Ülkemizde anayasa ve kanunlar çok açık ve anlaşılır bir dille yazıldığı halde vatandaşlarımızın da tespit ettiği gibi uygulamada işler farklı olabilmektedir. Bu neden bu şekildedir?

Bunun iki açıklaması olabilir.

Birincisi; seçilmişlerin beceriksizliği ve iktidarsızlığıdır. Yani millet anayasa gereğince kendisine ait olan egemenlik hakkını kullanmak üzere vekilini seçer, meclise gönderir ama oraya gidenler muktedir olamazlar. Emri altındaki bürokratları ve kurumları çalıştıramazlar.

İkincisi; bürokratlar ve kurumlar o kadar güçlü ve hâkimdirler, yasal bazı boşluklardan ya da hatalı yorumlardan öyle bir sistem kurmuşlardır ki; meclise kim gelirse gelsin,  kıpırdatmayıp kendi saltanatlarını sürdürmektedirler. Hatta anayasayı ihlal ederek, kendileri hükümetleri yönetmektedirler.

Ülkemizdeki gelişmeler bize ne yazık ki; bu atanmış seçilmiş değerlendirmesini yaptırmaktadır.

Olması gereken elbette seçilmişlerin; devleti bürokratlarıyla ve kurumlarıyla beraber yönetmesidir. Ancak olamıyor. 

Şu halde bize yani anayasa ile egemenliğin asıl sahibi olarak kayıt altına alınmış olan millete düşen görev nedir?

Meclise gönderdiği vekillerine sahip çıkmak, gerektiği zaman onları uyarmak. Haddini aşan atanmışlara da haddini bildirmek!

Fakat vekilleri üzerinde seçimler münasebetiyle etkili olabilen millet atanmışlar üzerinde etkili olamamaktadır. Bürokrat ve kurumlardaki memurlar bir sefer kapağı oraya atmışsa emekli oluncaya kadar saltanatını sürdürmektedir. İşte problem burada çıkıyor. Haddini aşana haddini bildirecek imkân ve kabiliyetler çok kısıtlı…     

 GELİŞMİŞ DEMOKRASİLERDE GENELKURMAY BAŞKANI

A.B.D. veya A.B. ülkelerinden birisinde yaşadığınızı hayal edin. Bir gün Genelkurmay Başkanı üniformasıyla medyanın karşısına çıkıyor ve ülke yönetimiyle, yargı kurumlarıyla ve medyayla alakalı yorumlar yapıyor.

Ne düşünürdünüz?

Tabi siz şimdi bir yorum yapamıyorsunuz. Çünkü farklı bir şey görmediniz yaşamınız boyunca.

Ya da şöyle diyelim. Bu olayı bir yabancıya anlatın.

Anlamayabilir, çünkü o hiç böyle bir şey görmemiştir. Göremez de! Böyle bir şey gelişmiş demokrasilerde olmaz!

Genelkurmay Başkanı ancak, ülke topyekûn bir harbe girerse, Savaş harekât merkezinden, milletini bilgilendirmek için medya karşısına çıkabilir. Yani olağan üstü durumlarda, Genelkurmay Başkanı konuşur. Hatta böyle bir durumda dahi, Genelkurmay Başkanlığı adına yetki verilmiş olan sözcü konuşur. Başka zaman konuşmaz. Barış zamanı asker konuşmaz. Vazifesi bellidir. Görevini en güzel şekilde yapmaya çalışır. Her türlü ihtiyacını talebini, isteğini bağlı olduğu Bakanlıklar aracılığıyla hükümete bildirir. Hükümet gereğini yapar.

Ya konuşursa?

Konuştuğu dinlenmez.

Peki ya imalı laflarla bir takım yerlere mesajlar gönderir, bir takım unsurları tahrik eder, bir de tehditler savurursa?

Derhal görevden alınır. 21.12.2009

                                                                    Gürcan Onat

 

  

 

Son Düzenlenme Pazartesi, 21 Aralık 2009 14:34
Hasan Hüseyin Uludağ

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

1 yorum

  • Yorum Linki Vehbi Kara Salı, 22 Aralık 2009 02:31 yazan Vehbi Kara

    Eline kalemine sağlık. Teşekkürler...

    Raporla

Yorum Ekle

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuza emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

asder logo

Adaleti Savunanlar Derneğinin ilkelerini benimsiyor ve her alanda "adalet"değerini temel alan kural ve uygulamaların gerçekleştirilmesi için mücadele çalışmalarına katılmanın gereğine inanıyorsanız; bizi takip edin...