TSK güvenlik politikalarını oluştururken bazı ilkelere dikkat eder. Olmazsa olmazları vardır.
Birincisi yoğun istihbarat bilgisi ile yeterli veri ve bilgiye ulaşması gerekir. Proje subaylarının bu bilgileri toplaması görevi gereğidir. Sonra düzenler ve bu bilgileri komutanlara rapor olarak arz eder.
İkinci adım olarak da stratejik hedef planına uygun ‘En iyi harekât tarzını’ belirlemeye yönelik önem ve öncelikler belirlenir. Yine komutana arz edilir.
Üçüncü adım eylem planı hazırlanır ve komutana arz edilir.
Dördüncü adım ise eylem planının uygulamaya konulmasıdır.
Bu dört aşama psikolojik harekât konuları içinde aynen geçerlidir.
Eleştirilmesi gereken bilgi toplanması değil bilginin doğru kullanılıp kullanılmadığıdır.
Yapılanların kendilerine dokunduğunda ses çıkaran ama dokunmayınca hiç ses çıkarmayanları bu arada ibretle izliyoruz.
Ordumuza güvenirliliğin yüksek olmasının nedeni yaptıkları yanlış olsa bile, ilkeli durabilmesindedir.
Dürüst ve ilkeli kişiler yanlış yaptığında, onlara nasıl davranılmalı ki, sonuç alınsın? İşte kritik soru ve cevap budur.
Andıçlandı denilen kişilerin isimlerinin geçmesi onların şüpheli veya sakıncalı kişiler olup olmadığını göstermez. Onların önem verilen konuyla ilgili kişiler olduğunu gösterir.
Kimse fişleniyorum duygusuna kapılıp silahlı kuvvetlerin normal yapması gerekeni kusur gibi görmemelidir. Gerçek kusur kusurunu bilmemektir. En büyük sivil kusur da Silahlı Kuvvetler’den korkup ilkeli davranmamaktır!
Yapman gerekeni yapma, sonra da şikâyet et! Bu mudur siyaset?
Silahlı kuvvetlere iç güvenlik sorumluluğunu verdikten sonra neden bunu yapıyorsun denilebilir mi?
Silahlı kuvvetlere Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu’na talimat verme yetkisini tanıyıp, sonra şikâyet etmek yerinde olur mu?
Silahlı kuvvetlere vakıfların denetimi ile ilgili görev ver, sonra da karışınca şikâyet et!
Silahlı kuvvetlere kırsalda istihbarat ve güvenlik görevi ver, sonra da haber toplamaya çıkıyor diye şikâyet et!
Silahlı kuvvetlere tapu ile ilgili işlemlerde görev ver, sonra neden silahlı kuvvetlerden izin alınıyor diye şikâyet et!
Silahlı kuvvetlere ticaret yapma imkânı ver, sonra da iktisadi işletmeleri var, bankası var diyerek şikâyet et!
Silahlı kuvvetlere kırmızı kitaplarda özel görevler ver, sonrada kimsenin bilmediği ve kanunla tanımlanmamış bu gizli işleri yapıyor diye itirazda bulun!
Harp okullarında demokrasi dersi okutma, sonra da demokratik olmayan otoriter yaklaşımlar gösterdiği zaman şikâyet et!
Harp okullarında öğrencilere ‘Türkiye'de Türk’ten başka ırk yoktur’ öğretisi yaptır, hatta eline yazıp ver, sonra yaptığı uygulamalarda kültürel dokuyu dikkate almıyor diyerek şikâyet et!
Vatandaş olarak orduna gerektiği kadar sahip çıkma, usulüne uygun “Komutanım neden bizim değerlerimizle sizin değerleriniz uyuşmuyor?” ikazında bulunma, sonra da şikâyet et!
Silahlı kuvvetlerin ‘İç Hizmet Kanunu’na şartlar oluşunca ‘koruma ve kollama’ adına darbe yapılabilir maddesini koy, sonra da müdahalelerle demokrasi sekteye uğradığında Türkiye elli yıl geriye gitti diyerek şikâyet et!
Cumhurbaşkanlığı köşkünü kuvvet komutanlarının lojmanlarıyla doldur, TBMM’nin çevresini adeta askeri kışlaya çevir, sonra Türkiye Avrupa'dan bakınca fazla militer görünüyor diyerek şikâyet et!
Anayasayı beş senelik iktidarın boyunca değiştirme, sıkışınca da sadece kendini kurtaracak bir değişiklik yap!
İktidarın boyunca YÖK kanununu çıkaramayarak yüzüne bulaştır, sonra yapamayacağını söyle!
Yargıtay’da muhalefet milletvekilleri toplantılar yaptıkça bununla ilgili bir girişimde bulunma, sonra da sadece ekonomik başarın ile övün!
Millet sana büyük çoğunlukla tek parti iktidarı versin, sen yasama gücünü kullanmayı başarama!
Silahlı Kuvvetler için Türkiye’nin %51 sahibi olduğunu zannediyor diye konuş, sonra TBMM’nin gücünü artırmak için hiçbir çalışma yapma! Bu mudur vatan sevgisi?
Sessizlik darbe işareti mi?
Korku ikiyüzlülüğün bir türüdür. Yetkiyi elinde bulunduranların yapması gerekenleri yapmaması en büyük etik ihlaldir.
Ordu darbe yapmayacak! Artık gizli odaklar yargı gücü ile kontrolü sağlamaya çalışıyor, orduyu kullanamıyorlar ve ordu da kendini kullandırtmıyor. Siyasi iktidarın da yasama gücü ile iktidarını pekiştirmesi gerekir.
Bir kuvvet komutanının Anayasa Mahkemesi üyelerine “367’yi çıkarmazsanız darbe yapacağız” dediğinden bahsediliyor. Doğru da olabilir. Anavatan ve Demokrat Parti grupları bu darbe ihtimalini kesin gördükleri için 27 Nisan'da sustular.
Sayın Süleyman Demirel’de hep darbe korkusu ve “Milli Müdafaa Cadde’sinin öbür tarafı” korkusu ile yapması gerekenleri yapmadı.
Komutanlar sorumluluk duygularının etkisi ile her şeyi söyleyebilirler. Bizim onurlu yargıçlara, onurlu politikacılara ihtiyacımız var. Yanlış düşünüyorsun paşam ‘Sosyolojik dinamikler’ sorunları konuşarak çözmemizi gerektiriyor denilebilmelidir.
‘Darbe istemiyoruz’ diyemeyenler onurlu ve şerefli olarak aramızda dolaşmamalıdır artık!
Karanlıktan şikâyet etmek yerine mum yakmak çok mu zor?
Anayasa Mahkemesi’nin sekiz üyesinin yerine, sekiz Baykal’ın oturduğunu kabul edip hesap ona göre yapılmalıdır.
En kötüye göre hazırlık yapıp en iyiyi beklemek birçok oyunu bozar.
Sevgiyle kalın.

