Cuma, 04 Eylül 2009 03:36

ROJİN NE İSTER?

ROJİN NE İSTER?

 

Açılım mı/saçılım mı?

Yoksa dağılım sürecinin hızlandırılması mı?

Halkımız ne olduğunu anlamakta zorlanmakta. Geçen iktidar partisine mensup bir dostumuzla bir iftar programında beraberdik. Diyor ki; “Biz şunu gördük. Türkiye’de bazı şeyler iç dinamiklerle olmuyor. Yaptırmıyorlar. Dış dinamiklerle oluyor. Bu açılımlar filan bizi adeta sarhoş ediyor. Başımız dönüyor.”

Çok doğru. Narkoz böyle bir şey aslında. Adeta bir rock konseri gürültü ve debdebesi. İnsanlar sarhoş olmuşlar. Habire kafa sallıyorlar.

Tam da emperyalizmin istediği, duyarsız, duygusuz, ruhsuz, sorumluluktan kaçan, nemelazımcı, düşünmekten yoksun topluma doğru gidiyoruz. Ne yazık ki!

Dostumuzun söyledikleri çok doğru. İçeriden kardeşlerden “Açılıyoruz Rojin” demedi kimse. Dış dinamikler “Açılın!” komutunu verdi. Açılıyoruz. Yani işlerin kökü dışarıda. Tıpkı Ermeni kapsının açılmasına karar verilmesi gibi.

Görülen o ki; Rojin kendi dilinde okuyacak, yazacak, hatta ülkeyi bölme plan ve projelerinin içinde de olabilecek. Ama bir şey yapamayacak.

ROJİN BAŞÖRTÜSÜ İLE OKULA VE İŞE GİDEMEYECEK.

İşte temel sorun. Rojin, Fatma, Ayşe, Elif… Halkı Müslüman olan İslam Ülkesinde –Türkiye’de- başörtülü okula gidemeyecekler. Geçmişte Kürt, anayasa ve yasaların izin vermediği, devletin ve rejimin toplum değerleri ile çatıştığı her yerde Kürt olduğu için aşağılandığını düşünüyordu. Peki, Düzceli Fatma ne düşünecek?

Geçen bir Kürt kökenli arkadaşa diyorlar ki; “Yahu daha ne istiyorsunuz? Bu ülkede cumhurbaşkanı, genelkurmay başkanı vb. her şey oldunuz. Ülkenin Lozan’da da ifadesini bulduğu gibi asli unsurusunuz.” Kürt kökenli arkadaş ta demiş ki; “-Evet doğru. Bu ülkede her şey olduk ama Kürt olamadık.” Doğrudur. Maalesef Türk’te Türk olamamıştır.

“NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!” sloganını atmakla Türk olunamıyor maalesef. Siz milletin geçmişi ile kavga edin, imanı ile kavga edin, töresini ve terbiyesini aşağılayın. Sonra da tutun. Türk’ün yüce şahsiyetinden bahsedin. Önce milletin değerlerini tanımalı ve sevmelisiniz. Milletin inanç ve ahlakını bilmeli, yaşamalı ve yaşatmalısınız. Yoksa laflarınız boş lakırdıdan öteye geçmez halkın nezdinde. Ayrıca gençlerin imanından da, Türklüğünden de ne kadar kopuk büyüdüğüne ve eğitim sistemine bir bakın. Tabii Kürtlüğünden de kopuk. Oysa dedeler yekvucud olup ümmet bilinci ile 1000 sene büyük birer dünya devleti olan Selçuklu’yu Osmanlı’yı yaşattılar.

TÜRKİYE İSLAM VE ÜMMET ÜST KİMLİĞİNİ KABUL ETMELİDİR.

Müslümanlar için Kuran’da ifadesini bulan tanımlar ve emirlere itaat korunduğu sürece Milli duygularla iman esasları çatışmaz ki. Tam tersi Milletimizin örfü, töresi islamla meczolmuş ve inanç değerleri ile korunmuştur. Bakın İslam olmayan Türk soylularda (Bulgarlar, Macarlar, Finler vs.) Türklükten ne kadar söz edilebilir?

 

Şimdi bakıyorum ortama. Bölücülükleri malum çevreler, öz savunma hakkından, federallikten, ülkeyi gerekirse bölüp paylaşmaktan söz ediyor. Ama Atatürkçülük, vatan, bayrak teranesi ile (dikkat ederseniz Ezan, Kuran, Allah, kitap yok kutsallarında) sokaklara dökülenler şu anda sus-pus durumdalar. Neden? Bu iktidar çevrelerinin dış dinamik zannettikleri Sevr’i, Mondros’u dayatan batının son dayatmalarından hoşnutlar mı yoksa? Ya da yıllarca batıcılık, çağdaşlık, laiklik, Atatürkçülük diye ettikleri mücadeleler de bu dayatmacı çevrelerin senaryosu muydu?

Ülke içinde mücadele grupları gibi görünen bazı kesimleri ben güçlü ve bencil bir kocanın karıları, kumalar gibi görüyorum. Halk zannediyor ki bunlar kavga ediyor. Ama bakıyorsunuz ses çıkmıyor. Bu çevreler ayrıca güçlü kocalarının gözdesi üstün tuttuğu eş olabilmek için zaman zaman rekabet ortamlarını da acımasızlaştırabiliyorlar. Ama kocanın dayattığı bazı zorlamalarda da birlikte hareket ediyorlar. Tabii esas olan toplumun bunu görebilmesi. Halkta Allah korusun, kendine olan güveni yitirirse emperyalizmin dümen suyuna girerse işte o zaman felaketleri bekleyin. Dolayısı halka güvenilmeli ve iç içe olunmalıdır. Halk Milli vasfını korumalıdır.

Sözün özü, geçmişte olduğu gibi, tıpkı Selahaddin Eyyübi’nin emrinde Haçlının Kudüs’ten atılmasındaki ruh gibi, bilinç gibi bir araya gelinmeli ve oyunlar bozulmalıdır.

Rojin, Ayşe, Fatma, Zeynep milli kimliğimizle adeta özdeşleşmiş başörtüleriyle (yazma derdi anam) okullarına, işlerine gidebilmelidir. Unutulmamalıdır ki başörtüsü bu toplumun birleştirici, çimento değerlerinin yani inancının sembollerinden biridir. İnanan insanımız için asli ve birincil meseledir. Toplumun sıkıntılarının çözülmesi için, Milli ve yerli bir anayasa yapılmalıdır. Bu anayasa ayrıca, çağdaş değerleri koruyacak, ancak inancımızla ve geleneklerimizle da çatışmayan makul ölçüler içinde olmalıdır. Toplum vicdanı ile barışık ve destekleyici mahiyette olmalıdır. Değerlerimizle kavga eden değil. Değerlerimize hizmet eden, toplumun kucaklaşmasına hizmet eden değerleri yüceltecek çeteleşmelerin önünü kesecek bir anayasa…

 

 

 

                                               Halil MERT

                                               (E) Topçu Yarbay

                                          Strateji Uluslararası İlişkiler ve Yönetim Uzmanı

                                               www.halilmert.com.tr    

                                               www.halilmert.org 

 

Halil MERT

(E) Topçu Yarbay

Strateji ve Yönetim Uzmanı

https://www.youtube.com/user/81mert1 | Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Yorum Ekle

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuza emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

asder logo

Adaleti Savunanlar Derneğinin ilkelerini benimsiyor ve her alanda "adalet"değerini temel alan kural ve uygulamaların gerçekleştirilmesi için mücadele çalışmalarına katılmanın gereğine inanıyorsanız; bizi takip edin...