Salı, 29 Mart 2022 13:06

MOTOR ISINIYOR REİS, DİKKAT !...

Kıymetli dostlarım, bu tâbiri siyâsî mânâda ilk kullanan, merhûm şehid Cumhurbaşkanımız Turgut Özal idi.. Bu sözü söylediği vakit, Başbakan idi. 1989 Mahâllî seçimlerinde, Turgut Özal'ın ANAVATAN Partisi, bugünkü CHP'nin o zamanki ismi olan SHP karşısında ağır bir mâğlûbiyet almış, elindeki belediyelerin % 89'unu SHP'ye kaptırmıştı. Turgut Özal o zaman "motoru fazla ısıttık" demişti ; akranlarım hatırlarlar..

 

Şoförlük yapanlar bilirler ; arabayı uzun müddet "yüksek devir"de kullanırsanız, motor zorlanır.. Normalde 2500-3000 devir'de kullanmanız gereken arabayı (küçük araçlar için söylüyorum bunu. Kamyonlarda "normal devir", bazılarında 1500, bazılarında 1800-2000 olur) 4000 devir'e çıkarır ve ibre'yi kırmızı şeridin üzerine çıkarırsanız, o motor harâret yapar.. Harâret saatine zamanında bakmaz ve dikkat etmezseniz, başınıza gelecek olan şey, en hafifinden, silindir kapak contasını yakmak olur. Şoförler bunu kısaca "conta yakmak" olarak ifâde ederler. Masraflı bir tâmirât icap ettirir. Silindir kapağı ile motor bloğu arasındaki amyant conta (yüksek sıcaklığa dayanıklı)  yenisi ile değiştirilir. Amma, "bununla geçmiş olsun" denilir, zira  daha beteri de vardır ; motoru da yakabilirsiniz... O zaman, muhtemelen krank mili de dâhil olmak üzere, bütün silindir gömlekleri, pistonlar, piston kolları, sekmanlar, emme ve eksoz supapları...v.s. değiştirilir ; epeyce yüklü bir fatura çıkar ortaya..

 

Merhûm Turgut Özal 1983 Kasım seçimlerini kazanıp ta Başbakan olunca, iktisâdî-ticârî-finansal açılardan, resmen "çökmüş" bir ülke buldu karşısında. Bütün ihrâcatımız 2,5 Milyar Dolar idi ve bu döviz, sadece petrol ithâlâtımızı karşılamaya yetiyordu. Memleket, siyâsî olarak ta "batmış" vaziyette idi ; 1980 Darbecilerinin, yani "ABD'nin iyi çocukları" olan generallerden oluşan Millî Güvenlik Konseyi'nin vesâyeti altındaydı. Bu Konsey'in başı olan Orgeneral Kenan Evren, seneler sonra kendisi ile yapılan bir mülâkat'ta, "Turgut Özal'ın namaz kıldığını bilseydim, onu Başbakan yapmazdım" demişti.. Merhûm Turgut Özal'ın, nasıl bir "kuşatılmışlık" içinde vazifesini yaptığına, binlercesinin içinden, bu küçük misâli veriyorum ; gerisini tahmin ediniz efendim..

 

Turgut Özal, çok sabırlı, çok cesûr, çok dirâyetli, son derece zekî, gayretli, azimli, soğukkanlı, ketûm (sır saklayan, sırrını ve niyetini ifşâ etmeyen), lüzumsuz konuşmayan, amma iknâ kaabiliyeti ve hitâbeti müthiş kuvvetli, son derece basiretli (ileriyi gören)... ve aynı zamanda vatandaşlarımıza karşı çok mûnis, müşfik, merhâmetli, mütevâzi, kerim, âlicenap bir insan idi.

 

Hem kendisinin, hem de memleketin içinde bulunduğu bu "cendere", onun gözünü korkutmadı ; Devletimizin ayağa kalkması için dakika fevt'etmeden (sektirmeden/kaybetmeden) işe girişti. Burada tâfsilâta girersem, bu yazı bitmez, kıymetli dostlarım. Bu insana muhalifler bile "atom karınca" diyorlardı ; ne zaman istirâhât ettiği belli değildi.. Ben bu kıymetli insanı, merhûm Padişah Efendimiz Sultan 2.Abdülhamid'e benzetiyorum ; hem ikisi de "dehâ" olmaları, hem de "Devlet İdâre etme" tarzları, hem şâhsiyetleri, meziyetleri ve hâsletleri itibâriyle birbirlerine  çok benziyorlar.

 

Evet, Başbakan Turgut Özal ve ANAVATAN Partisi iktidârı, hükümete gelmelerinin ilk günlerinden itibâren, işe çok hızlı başladılar ; memleketin her tarafını "şantiye"ye çevirdiler.. 1987 seçimlerinde yine tek başlarına iktidâr oldular ve yine işlerine son hızla devam ettiler. Köprüler, barajlar, otoyollar, telekomünikasyon sistemleri...

 

 Bugün ellerindeki telefonla "görüntülü konuşan" kardeşlerimizin çoğu bilmezler ; o zamanlar "manyetolu telefonlar" vardı, bir yer ile görüşülmek istendiğinde, PTT'ye kayıt verilirdi, artık bir gün mü sürer, iki gün mü sürer, bilemezsiniz, "bağlanmak için" beklerdiniz.. Ha, herkesin evinde telefon olmazdı ; ancak "zenginlerin" telefonları olurdu.. Evinize telefon almak istediğinizde ise, PTT size 2-3 sene sonrasına sıra verirdi, bunları hep yaşadık...

 

Evet, Başbakan Turgut Özal ve ekibi böyle "tam gaz" çalışıyorlardı amma, o zamanki iç ve dış "şer ve küfür cephesi" de boş durmuyordu elbette... Aynen bugünküler gibi, her yatırıma bir "yolsuzluk kulpu" takıyorlar, yükselen enflasyonu istismâr ederek, vatandaşlarımızı "midelerinden" vuruyorlardı ! Bizim "muhafazakâr" bildiğimiz Süleyman Demirel ile Bülent Ecevit, Turgut Özal'ın karşısında "müttefik" olmuşlardı.. Halbu ki biz onların "ayrı dünyaların insanları" olarak biliyorduk...! Bugün Abdullah Gül ile Kemal Kılıçtaroğlu'nun, beraberce "geniş mutâbakat" aradıkları  gibi !...

 

Kıymetli dostlarım, Turgut Özal, altyapısı olmayan bir ülkenin ekonomik bakımdan ilerlemesinin mümkün olmadığını çok iyi biliyordu ve bütün gücünü bu meseleyi halletmeye teksif etmişti. Etmişti amma, bu "aşırı zorlama", onun istinâd ettiği "orta tabakayı" da gün geçtikçe eritiyordu. Zira enflasyon gittikçe yükseliyor, insanların hoşnudsuzlukları da artıyordu. Üstelik, karşıdaki muhalefet, vatandaşlarımızın zihinlerini bulandırıyor, yaklaşan 1989 Mahalli seçimlerini kazanabilmek için, neredeyse, gökteki Ay'ı bile vaadediyorlardı.. Bu vasat'ta seçimler yapıldı ve ne yazık ki, Turgut Özal'ın ANAVATAN Partisi çok ağır bir mâğlûbiyet aldı. Bu ağır mâğlûbiyet, taşları yerinden oynattı, Turgut Özal, memleketin "yerli ve millî" unsurlarının içinde bulunduğu cendereyi kırmak için, kendisinin Cumhurbaşkanı olması gerektiği kanaatine vardı, partiyi bıraktı, Cumhurbaşkanı oldu. ANAVATAN Partisi de türlü çeşitli hileler ve ayak oyunları ile "dışardan güdümlü" biri olduğu sonradan pekâlâ anlaşılan Mesut Yılmaz'ın eline geçti, ilâ âhiri... Bundan sonrası bir başka "acı hikâye", geçiyorum...

 

Kıymetli dostlarım, hani "tarih, tekerrürden ibârettir" deniliyor ya ; aslında insanlar tarihi iyi bilseler, anlasalar, ibret ve ders alsalar, târih tekerrür etmez, başlarına yeni mûsîbetler gelmez.. Amma maalesef, "hâfızâ-i beşer, nisyân ile mâlûl" !... Bırakınız bundan 30-40 sene öncesini, bizler daha 20 sene öncesinde yaşadığımız acılardan bile ibret almıyoruz yahu !...

 

Evet, vatandaşlar olarak bizler dersimizi almıyoruz, çabuk unutuyoruz amma, ya başımızdaki kıymetli idârecilerimiz de aynı "nisyân ile mâlûl" iseler ?...

 

Evet, son 20 senede hakikaten "devâsâ" ve "inanılmaz" hizmetler ve eserler yapıldı. Bu kadar eserin ve hizmetin yapılacağını bize 20 sene önce birisi söylese idi, "yahu git kardeşim, falcılığını başka yerde yap !" diye, yanımızdan kovardık.. Yukarda da arzettim ; merhûm Turgut Özal iktidâra ilk geldiğinde, bizim bütün ihrâcâtımız 2,5 Milyar Dolar idi.. 2021 Senesi ihrâcâtımız ise, 225 Milyar Dolar olarak gerçekleşti. Aslında çok çok daha fazla olabilirdi, amma, tesiri hâlâ devam etmekte olan 2008 Küresel finans krizi, bizim "özel olarak maruz kaldığımız" 2018 Ağustos ve 2019 Mart finansal taarruzlar, iktidârımızın ilk senelerinde karşılaştığımız "takozluklar", darbe tehditleri, Cumhuriyet Mitingleri, AK Parti'nin kapatılması teşebbüsleri, Mayıs-Haziran 2013 Gezi hâdiseleri, Kobani hâdiseleri, MİT Tırları hâdisesi, 17-25 Aralık 2014 Yargı darbesi teşebbüsleri, 15 Temmuz 2016 FETÖ Darbe teşebbüsü, bundan bir ay sonra, yapmak mecbûriyetinde kaldığımız Suriye operasyonları... evet, bütün bunlar ekonomimize çok ağır darbeler vurdu, kıymetli dostlarım. Bunların sadece bir tanesine bile bir ülke maruz kalsa, o ülke tepesinin üstüne çakılırdı, emin olunuz.. Evet, bütün bu sıkıntılar yaşanmasaydı, ülkemizin ihrâcâtı, 2021 yılında belki de 500 Milyar Dolar'ı bulurdu..

 

Fakat dikkat ediniz, bütün bu yaşanan ihânet ve hıyânet hengâmına râğmen, "Dünyanın 1 Numarası" denilen projelere hem başlandı, hem bitirildi ve hayata geçirildi. Hangi birini sayalım ki... AKKUYU Nükleer Enerji Santrali - ki, benim, gerçekleşmesinden en çok mutlu olacağım prestij projelerimizden birisidir, gözbebeğimdir, karasevdâmdır, aşkımdır, hasretimdir - inşallah ilk reaktörümüz, önümüzdeki sene enerji üretmeye başlayacak. AKKUYU'nun bizim için çok başka ve çok mühim faydaları da olacak inşallah kıymetli dostlarım... Evet, İstanbul Havalimanı, Osmangazi Köprüsü, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Marmaray, Avrasya, İzmir-Balıkesir, Ankara-Niğde-Adana, Kuzey Marmara Otoyolları, Ilısu Barajı, Yusufeli Barajı, 1915 Çanakkale Köprüsü, 600 Baraj, 584 Hidoelektrik Santrali, Bolu Dağı Tünelleri, Zigana Tüneli, Kop Tüneli, 3500 Gölet, 28.000 Km Bölünmüş Yol, Hızlı tren hatları,  26'dan 53'e çıkarılan havaalanı, 76'dan 206'ya çıkarılan Üniversiteler...saymakla bitmez...Bir de, "ismi var kendi yok"lar vardı, kıymetli dostlarım, TUSAŞ, TEİ, MKE, ROKETSAN, TANK PALET FABRİKASI, TÜBİTAK...

 

Savunma Sanayimizde 20 sene önce 62 olan firma sayısı, bugün 1500'ü aşmış vaziyette.. 20 Sene önce 4,5 Milyar Dolar olan proje portesi, bugün 75 Milyar Dolar'ı bulmuş vaziyette.. Yine "gençlik hayâlim ve hasretim" olan lazer silahlarımız, elekromanyetik silahlarımız, insansız denizaltılarımız, elektronik harp sistemlerimiz...bunların hepsinin çalışmaları neredeyse "mutlu son"a yaklaştı, elhamdülillâh. Bir başka "prestij projemiz olan TF-X MMU (Millî Muharebe Uçağı) tam gaz devam ediyor. Jet motorlu insansız savaş uçağımız KIZILELMA inşallah önümüzdeki sene test uçuşlarına başlayacak... ANADOLU Amfibi Hücum Gemimizin seyir testleri yapılıyor.. MİLGEM-İ'ler, MİLDEN'ler, ALTAY'lar...her biri ayrı destân...

 

Kıymetli dostlarım, daha böyle nice iftihâr projelerimiz var... Bu "meyvelerin" bir kısmını hasat ettik, faydalanıyoruz, elhamdülillah. Fakat, "turpların büyükleri" henüz "heybe"de, onları da 2023-2028 arasında istihsâl edeceğiz inşallah. Onun için, 2023 Seçimleri, Devletimiz ve Milletimiz açısından "hayâtî ehemmiyeti hâiz"dir. Bu seçimlerde bir "ıskalar" isek, ALLAH (C.C.) muhafaza, en az 30 Senemizi kaybederiz.. Evet, 1991 Seçimlerinde iktidâra gelen SHP-DYP Hükümetinin ektiği "zehir tohumları" bugün hâlen tesirini devam ettiriyor ; tâfsilâta girersem, bu yazı "okunmaz" olur..

 

Şimdi, başımızdaki kıymetli büyüklerimize ve muhterem Cumhurbaşkanımız'a arzediyorum :

 

Şu yukarda ancak çok küçük bir kısmını tâdât edebildiğim muhteşem eserler ve hizmetler için sizlere elbette ki müteşekkiriz, minnettârız, tebrik ve takdir ve dua ediyoruz. Bütün bunları, nice sıkıntılara, tâhriklere, tâhkirlere, tehditlere, engellemelere, hıyânet ve ihânetlere, Brütüsler'e...râğmen, âdetâ tırnaklarınızla kazıyarak ve gece-gündüz demeden çalışarak, koşarak, terleyerek vücûda getirdiğinizi görüyoruz. Cenâb-ı ALLAH (C.C.) sizlerden ve emekleri olan herkesten, ebeden râzı olsun, sizleri her türlü fitnelerden ve tuzaklardan muhafaza buyursun ve düşmanlarımıza karşı hep galip ve muzaffer eylesin ve hep başımızda olmanızı nasip eylesin, âmin.

 

Muhterem Cumhurbaşkanım, siz de gayet iyi görüyorsunuz ki, o bâhsettiğim "meyveleri" hasat ettirmemek ve bu millete "yedirmemek" için, Şer ve Küfür Cephesi, içerden ve dışardan, bütün sektörlerde ve bütün elemanları ile "genel taarruza" başladılar. Sadece ZİLLET İTTİFAKI isimli teşekkül değil ; bu hâin ordunun içinde "din adamı" kılıklılar da var, "mafya / kabadayı" kılıklıları da var, sanatçı, gazeteci, TV'ci, işadamı kılıklıları da var... Ve bunlar bugün insanlarımızı yine "midelerinden" vurmaya çalışıyorlar ve maalesef, târih tekerrür ediyor...

 

Daha önce de yazdım, burada mücâdele, hücûmun karakterine uygun yapılmalıdır. TCK ve CMUK âcilen gözden geçirilmeli, vatandaşlarımzın cüzdanlarına tasallut edenlere "caydırıcı/can yakıcı" cezalar getirilmelidir. Mevcut ve mer'i cezalar kifâyetsizdir. Üstümüze tanklarla, uçaklarla gelen bir düşmana, ok ve kılıçla mukabele etmeye kalkar isek, neticenin ne olacağı bellidir. Belediyelerin, Ticâret Bakanlığı'nın, Tarım Bakanlığı'nın denetleme ve ceza mevzûatları ve idârî cezalar kâmilen gözden geçirilmelidir. Bu cihazlarımızda büyük zafiyet var, maalesef. Bana kalsa, Belediyeleri külliyen kaldırırım. Bunun için elbette Anayasa değişikliği gerekiyor, amma, en azından bazı idârî tedbirler alınabilir. Zabıta hizmetleri çok aksıyor. Ticâret, Tarım ve Maliye Bakanlıklarının denetleme  mekanizmaları ve mevzûâtı yeniden elden geçirilmeli, "çapraz denetleme sistemi" yürürlüğe konulmalıdır. Denetlemelerde gıda hilesi, tâğşişi, stoğu, simsarlık, evrakta sahtecilik ve  hileli rekabet yapanların işyerlerine kayyûm tâyin edilmeli, mallarına el konulmalı, kendileri ömür boyu ticâret yapmaktan ve başka ticârî faaliyetlere ortak olmaktan ve siyâsî faaliyet yapmaktan men'olunmalı ve ağır hapis cezalarına çarptırılmalıdırlar. Çünkü bunların bugün yaptıkları şey, klasik suç kategorisinde değildir ; bir yerlerden "güdümleniyorlar" ve "organize hareket ediyorlar". Binâenaleyh, burada mevzûu bâhs olan, bizzat Devletimizin bekası ve Milletimizin selâmetidir. Cezalar da, buna mumâsil olmalıdır elbette..

 

Çiftçilik ve hayvancılık yapan vatandaşlarımızın, simsarların ve tefecilerin ellerine düşmelerini önlemek için, gerekiyorsa "zecrî tedbirler" alınmalıdır. Devletimizin kendilerine verdiği destekleri ve koruma tedbirlerini ihlâl edenlere de "caydırıcı" cezalar getirilmelidir. Burada hassaten dikkat çekmek istediğim husus şudur : İdârî para cezaları zaten yetersizdir - birkaç hafta önce artırılan cezalar bile hayatın gerçeklerinden çok uzaktır - bununla iktifâ edilmesin, müsâdere, ticâretten men ve hapis cezaları birlikte uygulansın.

 

Vergi uygulamaları baştan başa gözden geçirilsin. Vergi kanunlarımızda adâletsizlikler ve kat'iyyen kabul edilemeyecek "istisnâlar" var, maalesef. Ve işadamlarımızın büyük bir kısmı da, bunu tepe tepe istismâr ediyorlar ; bu da vatandaşımızın gözünden kaçmıyor.. İşçisine asgarî ücreti vermeyi bile yüksünenler, Range Rover'lar, Mercedes'ler ile geziyorlar ; biraz mütevâzi olsunlar ; bunlar "fabrikada üretim tezgâhı" değil... Vatandaşlarımız bu adâletsizlikleri ve kibirleri görünce, elbette "doluyor"... Dolunca da, şer ve küfür cephesinin yalan / iftirâ bombardımanına daha çabuk kanıyor, aldanıyor, ayakları kayıyor... O zaman, yukarda ancak bir kısmını sayabildiğim eşsiz hizmetler, vatandaşlarımızın gözlerine "görünmüyor", maalesef ; bunu anlatmaya çalışıyorum..

 

Amma her ne hikmet ise, enflasyondan ve pahalılıktan, en çok şikâyet edenler, gene "iş sahipleri" ; halbu ki kendileri de sattıkları ürünlere "ânında" zammı yapıştırıyorlar ! Altta kalan, sâbit gelirliler, işçiler, emekliler, memurlar oluyor gene..

 

Bir "kapanmayan yara" da maalesef eğitim sistemimiz... Seküler / lâik sistem, "ârızalı malzeme" üretimine devam ediyor maalesef.. Bilhassa adliye ve sağlık personelinin ve öğretmenlerin çoğunun, bizim açımızdan "kaybedilmiş olduğunu" görüyoruz maalesef.. Daha birkaç gün önce TRT Haber'de, İSVEÇ'te "Cilalı Taş Devri kadınının" bir maketinin yapıldığı, uzun uzun ve ballandıra ballandıra anlatıldı ! Kadın, maymun ile insan arası bir görüntüde.. Burada aslında verilmek istenen iki mesaj var : 1. Cilalı Taş Devri denilerek, aslında "uydurulmuş" bir insanlık târihi şuuru, insanlarımza zerk'ediliyor, 2. Kadının görüntüsü "dişi homosapiens" olarak verilerek, Darwin'in "Evrim Teorisi"nin "gerçekliği" ( !!! ) insanlarımıza telkin ediliyor ! TRT'nin bu minvalde pek çok "ârızaları" var ; senelerden beri de feryâd ediyoruz amma, sesimizi duyan yok maalesef ! 

 

Bunları gören mütedeyyin vatandaşlarımıza, AK Parti'nin "muhafazakâr" olduğunu nasıl anlatacağız ?! Adam gidiyor, oy'unu "muhafazakâr" bildiği SP'ye atıyor.. Onlar da o "emâneti" elbette ki götürüp CHP'nin kucağına bırakıyorlar ! İşin bu safhâsını, bu insanlarımıza anlatamıyoruz !

 

Son olarak şunu arzetmek isterim : Bankalardan İhtiyâç / Tüketici Kredisi kullanmış olan insanlarımzın maaşlarının büyük bir kısmı otomatik olarak kredi taksiti olarak kesiliyor. Ellerine geçen cüzi miktar ile geçimlerini temin etmekte çok zorlanıyorlar. Hâlen tatbik edilmekte olan 24 Ay vâde, 60 Ay'a çıkarılsın ve ilk 6 Ay'ı da "ödemesiz" olsun, bu insanlarımız biraz nefes alsınlar ; burada çok büyük sıkıntı var... Enflasyonu dizginlemek için uygulanan "sıkı para politikası" belki enflasyonu dizginler amma, bu sefer de "sosyal patlamalara" sebep olabilir ; dikkat edilsin...

 

Stratejist Abdullah Çiftçi çok güzel birşey söylüyor : "TÜRKİYE'nin önü açık, son gelişmeler bunun böyle olacağını gösteriyor. Fakat, Hükümetimiz'in burada dikkat etmesi icap eden şey, Türkler'in de önünün açılması ve orta direğin kaybedilmemesidir."

 

Yani AK Parti'nin istinâd ettiği şasi, "orta direk" tâbir edilen ( bu tâbir de merhûm Turgut Özal'a âittir ) sâbit gelirliler, memurlar, işçiler, emekliler, küçük esnaf ve çiftçilik ve hayvancılıkla geçimlerini temin eden insanlarımızdır. Hükümetimiz, artık 2023 Seçimlerinin "sath-ı mâili"ne girdiğimiz şu zamanda, bilhassa bu "orta direğe" gayet kuvvetli bir şekilde sahip çıkmalıdır.

 

Muhterem Cumhurbaşkanım, "motor ısınıyor", lütfen "harâret saatine" bakınız ; ÂCİLEN...

 

............

 

Kıymetli dostlarım, gene uzun bir yazı oldu, hakkınızı helâl ediniz.

 

Selâm ve dua ile.

Rasim Duman

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Yorum Ekle

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuza emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

asder logo

Adaleti Savunanlar Derneğinin ilkelerini benimsiyor ve her alanda "adalet"değerini temel alan kural ve uygulamaların gerçekleştirilmesi için mücadele çalışmalarına katılmanın gereğine inanıyorsanız; bizi takip edin...