KÜRT MESELESİ VE BÖLÜCÜ TERÖRİZM İÇİN ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
08 Mart 2009 tarihinde, Adaleti Savunanlar Derneğince (ASDER) organize edilen ve tarafımdan yönetilen, “Tarihten Bugüne Kürt Meselesi ve Çözüm Önerileri” Paneli icra edildi.
Sosyal ve siyasal meselelere, tarihin ışığında çözüm aramanın sağlıklı sonuçlara ulaştıracağı, bu panelde sunulan bildirilerle bir defa daha kanıtlanmıştır diyebiliriz.
Mesele, değerli panelistler tarafından, vukufiyetle ve geniş olarak ortaya konulmuştur.
Dr. Ramazan Balcı, “Türklerin ve Kürtlerin Müşterek Tarihi ve Osmanlı Dönemi Kürt Meselesi” konusunda;
Emekli Tuğgeneral Korkmaz Tağma, “Cumhuriyet Dönemi Kürt Meselesi, Kürt İsyanları, Bölücü Hareketler ve PKK, Dış Güçlerin İstismarı” konusunda;
Prof. Dr. E. Tbp. Alb. Ahmet Alper, “İslamda Kavmiyetçilik, Terörle Mücadele ve Yapılan Hatalar” konusunda;
Prof. Dr. E. Tbp. Alb. Nevzat Tarhan da “Bireyden Topluma Kimlik Özeleştirisi , Terörizmle ve Terörle Mücadelede Çözüm Önerileri” konusunda birer bildiri sundular.
Bildiriler, 88 sahifelik bir kıtapçık olarak bastırıldı ve Panele katılan izleyicilere dağıtıldı. Müspet atmosferin oluşması için faydalı bir çalışma olduğu kanaatindeyim.
Panele katılanlar, konuşmacıları kardeşlik havası içinde izlediler ve salonda sıcak bir ortam oluştu.
İzleyemeyenler, isterlerse, kitapçık, ASDER yetkilileri tarafından adreslerine postalanabilecektir.
Ben konuyu köşemde biraz daha incelemek istiyorum.
Evvela, değerli konuşmacılarımızın, tebliğlerinde vurguladıkları hususları satır başlıkları ile topladığım on iki maddede burada ifade etmek istiyorum. Daha sonra da, KÜRT MESELESİNDE uygulanması gereken genel POLİTİKALAR ve UYGULAMA YÖNTEMLERİ hakkında, görüşlerimi okurlarımla paylaşmak istiyorum.
PANELDEN TESPİTLER;
1. Kürtler de Türkler gibi bir kavimdir.
2. Kürtler, tarihleri boyunca, bölgeye hakim olan güçlü devletlerin himayesinde, aşiretler ve beylikler halinde yaşamışlardır.
3. Kürtler 1000 yıldırTürklerle birlikte yaşamaktadırlar.
4. İslâmiyet İki kavmi birbirine bağlayan en önemli değer olmuştur.
5. Tanzimattan itibaren Devlet ile Kürtler arasında yönetimden kaynaklanan ihtilaf başlamıştır
6. Cumhuriyet ile birlikte, Devletin şekli ve yönetim prensiplerinde yapılan değişiklikler, Kürt feodal yapısına yumuşak olarak yansıtılamadığından, Devlet ile Kürtler arasında ihtilaf büyümüştür.
7. Cumhuriyetin ilk yıllarında kabul edilen idari özerkliği benimseyen yönetim modelini içerecek şekilde yapılacak “idarî reform”, meselenin sorun olarak devamını engelleyecektir.
8. Cumhuriyet dönemi ile birlikte Devlet tarafından Kürt varlığı, inkar edilmiştir.
9. Mesele aşayiş sorunu değil, eşit ortaklık sorunudur.
10. PKK ve bölücü Kavmiyetçi siyasi oluşumlar Kürtlerin genelini temsil etmemektedirler.
11. İslâmiyet, üstünlük iddiasında olan kavmiyetçiliği, yani menfi milliyetçiliği reddetmekte, eşitliği savunan müspet milliyetçiliği ise teşvik etmektedir.
12. Etnik kimlik ve inanç üzerindeki baskılar kaldırılarak, özgürlük alanının genişletilmesi, milli birliğin tesisi ve terörizmin engellenmesinde en önemli adım olacaktır.
ANA POLİTİKALAR
Kürt Meselesinde ANA POLİTİKA nasıl olmalıdır?
Bölgeden yansıyan şikayetleri de dikkate almadan politika tespiti sağlıklı değildir.
KÜRTLERİN, Genel Şikayetlerini dört Ana Başlıkta Toplayabiliriz.
1. Kendi mülklerinde güven içinde hayat sürme İmkanının Sağlanması;
2. Etnik Kimliklerinin tanınması;
3. İnançlarına müdahalelerin önlenmesi;
4. Ekonomik imkanlarının arttırılması;
Bunları birer sorun olarak kabul edersek, çözüme götüren politikalar neler olmalıdır?
· Kendi mülklerinde güven içinde hayat sürme İmkanının Sağlanması
Öncelikle; Evrensel insan hakları çerçevesinde, bölgesel sorunlara ve asayiş meselelerine Devletin Hukuk çizgisinde ve adaletle yaklaşması;
Sonra da; bölgesel sorunları abartarak dış odakların da tahriki ile oluşan PKK ve benzeri silahlı terör örgütlerine karşı, devletin güvenlik kuvvetlerinin, bölge halkına yeterli koruyucu güvenlik şemsiyesini oluşturması, çoğunluğu teşkil eden bölge halkının Devletimizden beklentisidir. bu talebe cevap vermek de devletin asli görevidir.
· Etnik Kimliklerin Tanınması;
Ulus-Devlet anlayışı içinde, Kürt varlığını yok saymak, etnik farklılığın bölücülüğe dönüşmesine sebep olmuştur. Ayrı bir kavim olarak Kürt varlığı tarihi bir gerçektir. Kökleri nereye dayanırsa dayansın lisanı ile, kültürü ile, tarihi ve coğrafî dayanakları ile bu varlığı inkar etmek meseleyi çözümsüzlüğe ve devleti gerçekten bölmeye götüren yanlış politikalar olduğunu kabul ederek; kültürel kimliğin tanınması, bu kimliğin öğrenilip geliştirilmesi için müesseselerin oluşturulması yasal güvence altına alınmalıdır.
Mahalli idarelerin yetkilerini arttıracak, merkezî idarenin yetkilerini kısıtlayacak bir idarî reformun yapılması, bu alanda verilecek özgürlüklerin yerleşmesine ve devletin samimiyetinin kabul edilmesine imkan sağlayacaktır.
Sınır ötesi Kürt varlığının da, sınır ötesi Türk varlığının tanındığı gibi tanınması ve oluşumlara dost ve kardeşçe yaklaşılması da özlenen devlet politikası olarak beklenilmektedir. 16 Mart 2009
· İnançlara müdahalelerin önlenmesi;
Türkler ile Kürtler arasındaki müşterek değerlerin birleştirci temel öğesi tarafların müşterek inancı olan İslâm Dinidir.
Irk ve dil, bir kavme mensubiyeti belirleyen, temel iki değerdir. Bu iki değer devamlı cilalanır ise, etnik kavmiyetçilik ve üstünlük addiaları ortaya çıkar ve ihtilafların temelini oluşturur.Toplulukları millet yapan değerlerin içine dini, özellikle de İslâm Dinini dahil edersek, diğer özellikler, gölgelenir ve başka kavimleri birbirine kardeşlik bağları ile de bağlayan birleştirici bir güç haline getirir.
Türkler, Karahanlılar'dan Satuk Buğra Han'ın “Abdülkerim” adını alarak 940 yıllarına doğru İslâmiyeti kabul etmesi ile, evvela İslâm dinini kabul edip Müslüman Camiasına ve kültür birliğine girmişler, zayıflık alâmetleri gösteren İslâm Dünyasına genç, dinç ve en kudretli kuvvet olarak dahil olmuşlar, bu dini kabullerinden beş çeyrek asır geçmemiştir ki, Türklüğü İslam dünyasının hakimi kılmışlardır. Bu suretle Müslüman Dünyasının temsilciliği, Araplar'dan kesin surette Türkler'e geçmiştir.
Türkler 1000 yılı aşkın süredir, İslâmın ve İslam Dininin oluşturduğu ortak medeniyetin odağı ve temsilcisi olmuştur. Tehdit görülüp, İslâm Medeniyetinden koparılmak istenmesi, milletin makus kaderi ve Dünya Devleti, süper bir güç olmasını engelleyen bir kısır saplantıdır. Dünya Müslümanları, Türkiye'nin bu rolüne tekrar dönmesini beklemektedir.
Kürtler, İslâmiyeti Türkler'den 300 yıl önce kabul etmişlerdir.
Malazgirt Meydan Muharebesinde, 10 bin kadar Kürt, Bizans'ı mağlup eden 54 bin mevcutlu Alparslan'ın ordusunda, gönüllü olarak görev almıştır.
Selçuklu Ordusunda Osmanlı Kapıkulu askerlerine muadil olan sarayı ve sultanı korumakla görevli Gülâmân-ı Saray sınıfı arasında Kürtler de yer almıştır.
Anadolu'nun feşi ile birlikte Türklerin ve Kürtlerin farklı yörelerde kurdukları beylikler, Büyük Selçuklu Sultanlığına bağlı yaşamıştır.
Kürt Eyyûbî Hanedanı tarafından kurulan, Suriye ile Mısır arasında yer alan ve Yemen'e kadar uzanan ve Araplar, Türkler ve Kürtler olmak üzere üç etnik gruptan oluşan Eyyûbî İmparatorluğunda (1174-1250) Hristiyan, Süryani, Müslüman, Türk, Arap ve Kürt hiçbir ayrım yapılmadan bir arada barış içinde yaşamıştır. Selâhattin Eyyûbî, Akdeniz'den gelen Haçlı Ordularına karşı Kudûs'ü ve Ortadoğu'yu korumuştur.
1514'de, Yavuz Sultan Selim'in, Safevî Hükümdarı Şah İsmail'i mağlup ettiği Çaldıran Savaşı sırasında, Kürt Beyleri, Şiî Safevî devletine karşı, Sünnî olduğu için Osmanlı Ordusunu desteklemiştir. Bu tarihten itibaren Osmanlı Devleti ile Kürt Beyleri arasında doğal bir ittifak oluşmuştur.
Türklerle Kürtler, 1924 yılına kadar, 410 yıl İslâmın birleştirci şemsiyesi altında, kardeş iki kavim olarak Osmanlı Devletinin tebası olarak yaşamışlardır.
PKK, Marksist-Leninist-Maoist ideolojiye ve İslâm dışı Zerdüştlük Dinine bağlıdır. Kürt aşiretlerinin feodal yapısına, seyyitlik ve şeyhlik gibi itibar gören İslamî ünvanlara, İslâm Dinine, Türkiye Cumhuriyetine karşıdır. Kürtlerin %95'inin, böyle bir örgütü, desteklemesi mümkün değildir.
Bu gün, bu çoğunluğun aktif olarak PKK karşıtlığını göstermemesi ve Devletimizin yanında açık tavır almamasının tek sebebi, İslam dininin birleştirici değerleri devreye sokulmadığından ve hem Türklerin, hem de Kürtlerin inançlarına yapılan baskı ve kısıtlamalardandır.
Din milli birliğin en önemli harcıdır. Dinin, milli vicdanlarda yükselen bir değer olarak yer alması; Devletin güvenlik ve bekası, Milletin huzur ve refahı için olumlu bir gelişme olarak kabul edilip; inanç üzerindeki baskıların kaldırılması ve kardeşliğin geliştirilmesinde ön plana çıkan değer olarak benimsenmesi de bölge insanının devletten en önemli beklentilerindendir.
Dini kimliğe tanınacak özgürlüğün, etnik kimliğe tanınacak özgürlükten daha etkili bir şekilde sorunların çözümüne katkıda bulunacağını iki kavmin müşterek tarihi de göstermiştir.
Merkezden görevlendirilen mülkî, adlî ve askerî bürokratların bölge insanının inanç ve değerlerini paylaşan, her mekanda birlikte olan, duygu ve düşüncelerini paylaşabilen, idealist, çalışkan ve liderlik vasıflarını taşıyan kişilerden olmasına özen gösterilmelidir.
· Ekonomik imkanlarının arttırılması;
Can ve mal güvenliğinin sağlanamamış olması,
Yüksek nüfus artış oranı,
Bölgedeki sert iklim ve arazi şartları ile
Eğitim düzeyinin düşük olması, gelir dağılımına menfi etki yapmaktadır. Bu alanda yapılan pozitif ayrımcılığın arttırılarak, özellikle bölgede oluşan özel sermayenin, kendi bölgesinde yatırıma dönüşerek iş alanı açılması için teşviklerin arttırılmasına ihtiyaç bulunmaktadır.
Sermaye birikimleri, terör nedeniyle, bölgede yatırıma dönüştürülememekte ve batı illerine kaymaktadır. Öncelikle, can ve mal güvenliğinin sağlanması, bölgeye yapılacak yatırımları teşvik edecektir. Gelir dağılımının düzelmesi için de terörün durdurulması gerekmektedir. Düşük gelir düzeyi, terör örgütü tarafından istismar edildiğinden, yatırımların engellenmesi, terör örgütünün hedefleri içinde bulunmaktadır.
Bölgede oluşan sermayenin, bölgede yatırıma dönüşmesi için teşvik edilmelidir.
Ayrıca, bölgede verilen zirai krediler, terör örgütünün baskısı ile, bazan bu örgütün destekçilerine gitmekte, çoğunlukla da ailelerin sosyal ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanılmaktadır. Kredilerin veriliş amacına uygun kullanılmasını sağlayacak tedbirler alınmalıdır.
İklimin serliği, tarımın hayvancılık dışındaki alanlarında üretim yapma imkanı vermemektedir. Hayvancılık yatırımları, yem sanayii yatırımları ve hayvan ürünlerinin pazarlanması teşvik edilmelidir.
Ayrıca, halıcılık, dokumacılık vb. aile ekonomisine katkı sağlayan işletmeler yaygınlaştırılmalıdır. Artan nüfusun bölgede isdihdamı imkanları hazırlanmalıdır.
Endüstri Meslek liselerine ağırlık verilerek, eğitim düzeyini arttıcı tedbirler alınmalıdır.
Dini eğitim, genç neslin radikal silahlı örgütlere katılmasını önleyecektir. 17 Mart 2009
Sorunların Çözümünde Uygulanacak Yöntemler:
Terörün durdurulmasının ve desteklerinden mahrum bırakılmasının anahtarı, PKK'nın ne yaptığına bakılmadan, cesaretle bölge sorunlarının çözüm yollarının açılmasıdır.
Dış güçlerin kontrolündeki PKK'nın ilk adımı atarak silah bırakmasını beklemek, hayalcilik olur. Velev ki iyice sıkışmış olsun. Bu nedenle, terörle mücadele devam ederken, bölge sorunları süratle masaya yatırılmalıdır.
Terörle mücadele Politikalarının tespit edilmesi askerlere bırakılmamalıdır:
Askerler, meseleyi askeri güçle çözülebilecek, bir terör meselesi olarak görmüştür.
Yüksek sevk ve idare alanına giren siyaset ve stratejilerde yapılan hatalar operatif ve taktik alanlarda elde edilen başarılarla telafi edilemez. Kürt sorunu bütün boyutları ile görülmez ve sadece bir asayiş meselesi olarak görülerek, terörle mücadeleyi Silahlı Kuvvetlerin sorumluluk ve yetkisine bırakarak, devletin diğer ekonomik, sosyo-kültürel, siyasi, ilmî ve teknolojik güçlerini yeterli ölçüde, hatta yeri zamanı geldiğinde belirli bir süre topyekün olarak devreye sokmazsanız, Devletin bütün imkanları ile bölgeyi kuşatmazsanız, Hükümeti, TBMM'i, ülkenin sosyal ve siyaset bilimcilerini seyirci durumda ve devre dışı bırakırsanız, siyaset ve stratejide hata yapmışsınız demektir.
Türk Silahlı Kuvvetleri terörle mücadeleyi sahiplenmiş, seküler kavmiyetçi milliyetçilik/seküler etnik milliyetçilik/seküler menfi milliyetçilik/ seküler ulusalcılık anlayışı ile Kürt Sorununu görmezden gelmiş ve konuya kendisinin dışındaki güçleri yaklaştırmamıştır. Esas hata buradadır.
Terörle aktif olarak mücadele eden askerler tarafsız olamazlar. Çevresindeki her şeyi tehdit olarak algılarlar. Asker için tehdit demek düşman demektir. Düşmana silahla mukabele edilir. Askerin mantığı düz mantıktır. Asker öldürmek için eğitilir. Asker için siyah ve beyaz vardır. Gri yoktur. Dağdaki teröristle, köydeki, kentteki insanı bir birinden ayırmazlar. Askere iç güvenlik görevi verilmesi milletin silahla baskı altında tutulmasının yolunu açmaktır.
Terörle aktif mücadele görevlerinde bulunmayanlar ise, bölgedeki askerlerin görüşlerine tabi olurlar.
Bu nedenlerle, terörizmle mücadele politikalarının tespitinde askerlerin tek söz sahibi olmaları devletin diğer güçlerini ve imkanlarını devre dışı bırakır. Sorun kronikleşir ve makul çözüm yollarını kapatır.
Mesele, siyasetin meselesidir. Bütün bölge ateşe verilerek terörizmle mücadele edilemez. Teröristle mücadele güvenlik güçlerinin görevi olmalı, ama silaha sarılmayı gerektirecek de olsa, iç ve dış meselelerin çözümü TBMM'nin ve hükümetlerin sorumluluğuna bırakılmalıdır.
Çözüm, TBMM'de aranmalıdır.
· TBMM’de, oluşturulacak (her görüşü temsil eden bölge milletvekilleri+ iktidar ve muhalefet partilerinin temsilcileri+ bölge sorunları ile ilgili STK’ ları+TSK ve diğer kurumlarımızın temsilcileri+Hükümet temsilcileri) terörle mücadele komisyonu tarafından, terörü destekleyen sorunlar masaya yatırılmalı, cesaretli çözümler üretilmeli, gerekenler kanunlaştırılmalı ve geciktirilmeden uygulamaya konulmalıdır.
· Gelişmeler etkili bir şekilde bölge halkına anlatılmalı ve Devletin himayesi ve şefkatini gösterecek yapıcı propagandalar yapılmalıdır.
· Mülkî, adlî, idarî, güvenlik ve askerî görevlilerin idealistleri ve bölge halkının ortak değerlerini paylaşabilecek, Kürtçe de bilen kişiler bölgede görevlendirilerek, Devletin halkla kaynaşmasını sağlayacak tedbirler geliştirilmelidir.
· Sorun çözüldü diyebileceğimiz zamana kadar, Bakanlar Kurulu, bir-iki haftalık periyotlarla, Bölge İl ve İlçelerinde toplanmalı; ekonomik, sosyal, kültürel, idarî, askerî ve adlî sorunlara yerinde çözümler getirmelidir.
· Sorun çözülünceye ve son terörist teslim oluncaya kadar, kış yaz demeden büyük karargahların komuta yerleri en kritik yerlerde tesis edilmeli ve askerî harekât buralardan takip edilmelidir. Temizlenen kırsal kesim, teröristin tekrar yerleşmesine imkan vermemek için, gayri müsait mevsim şartlarında da terk edilmemelidir.
· İçeride yaratılacak barış havası, içerde ve dışarıda terörle mücadelede elde edilecek askerî başarıların sağlayacağı güçle; diplomatik girişimler başlatılmalı, Kuzey Irak’taki Yerel Kürt Yönetimi dahil, İşgale karşı organize olan mukavemet grupları dahil, Irak Hükümeti, ABD, Koalisyona dahil Devletler ve diğer Avrupa ülkeleri nezdinde Terör Örgütünden desteklerini çekmeleri, bürolarını kapatmaları ve liderlerini teslim etmeleri konusunda baskı uygulanmalıdır.
· Özellikle bölge halkımız ile devlet ilişkilerinde ve sınır ötesi girişimlerde, sivil halk ile asker ilişkilerinde hukukun dışına çıkılmamalı, adaletin olmadığı yerde devletten bahsedilemeyeceği bilincinde hareket edilmelidir. 18 Mart 2009
Askeri Tedbirler:
Terörle mücadele kuvvetleri özel birlikler olmalıdır:
PKK saldırılarının başladığı 15 Ağustos 1984 tarihinden itibaren terörle mücadelede; bölgedeki sabit jandarma birlikleri, seyyar ve sınır jandarma birlikleri, jandarma komando birlikleri, polis özel kuvvetleri, Silahlı Kuvvetlerin bölgedeki kara birlikleri, bölgedeki komando birlikleri, bölge dışından getirilen iç güvenlik kara birlikleri, bölge dışından getirilen komando ve hava indirme birlikleri ve özel birlikler; kara, hava ve deniz kuvvetlerine mensup helikopterler, hava kuvvetleri uçakları kullanılmıştır.
Bölgede, jandarmanın, emniyetin, MİT'in ve Silahlı Kuvvetlerin istihbarat unsurları koordinesiz olarak faaliyet göstermiştir.
Getirilen birliklerle sonuç alınamayınca, bölgeye tabur seviyesinde yeni birlikler yığılmış, bölgedeki birliklerin emrine verilmiştir.
Birlikler eğitimlerini bölgede tamamlamış, tam yararlanılacağı zaman yükümlülerin askerlik süreleri sona ermiştir.
Kış mevsimini birlikler kışlalarında geçirirken, teröristler, köylerde ve kırsal kesimde propaganda ile örgüte eleman yetiştirmiştir. Kış aylarında, yollar güvenlik kuvvetlerinin, kırlar teröristlerin olmuştur.
Terörle mücadele özel eğitilmiş, özel donatılmış, özel ve zor hava ve arazi şartlarında hareket yapması kolaylaştırılmış, gündüz hareket eder gibi gece hareket edebilen, kış şartlarından asgari etkilenen birliklerle yapılmalıdır. Hasılı, bu harekatta kullanılacak birlikler, bölge insanının özelliklerini tanıtacak psikososyal eğitimin yanı sıra, arazide uzun süre hayatı idama ettirebilecek kontrgerilla taktik ve tekniklerine vakıf olacak yeterli eğitime tabi tutulmalı; Devletin bütün imkanları seferber edilerek, komprime gıda ve yükte hafif yiyecek maddeleri, en modern, silah, muhabere irtibat ve hedef tespit vasıtaları, gece ve gündüz atış kontrol ve nişan sistemleri, mayın arama ve tahrip sistemleri, sıcak ve soğuğa karşı koruyucu giyim kuşam ve barınma imkanları, karda ve kötü hava şartlarında hareket imkanları ile donatılmalı ve bu teçhizat mümkün olan hafiflikte olmalıdır.
Aslında bu tür mücadele için, Özel Kuvvetler Komutanlığına bağlı özel harekât timleri mevcuttur. Harekât ihtiyacına yetecek derecede bu birliklerin miktar ve kadrolarını, geçici olarak arttırmak yeterlidir. Hizmet tamamlanınca kadrolar tekrar ihtiyaç miktarına indirilebilir.
Ancak, terörle mücadele için özel eğitilmiş birlik ihtiyacını profesyonel kadrolarla karşılamak etkili bir çözüm olamaz.. Çünkü bu görevler, bedeni yeterlilik ister. Uzman kadrolar, yaşları ilerledikçe, yeniçeri ocağına döner. Ticaretle uğraşanından, bedenî yeteneğini kaybedenine kadar; ordu, görevini aksatan personel deposu haline gelir.
İç güvenlik amacıyla profesyonel birlikler kurmak ve bunları Silahlı Kuvvetlerin kuruluşunda bırakmak demek, Silahlı Kuvvetleri iç güvenliğe tahsis edip kolluk kuvveti haline dönüştürmek demektir.
Askerlik yükümlülük esasına göre, bütün vatandaşlar tarafından yerine getirilmelidir. Çünkü, vatan savunması bir yükümlülük olduğu kadar, aynı zamanda bir haktır
En iyi çözüm, iç güvenlik harekât ihtiyacı için, yükümlülerden muvazzaflık hizmetleri sırasında, eğitim merkezlerindeki temel eğitimi müteakip yetenekli oldukları tespit edilenlerden, gönüllü olanlardan, ücretleri karşılığında, hizmet sürelerini 3-4 yıla çıkarmak suretiyle özel birlikler teşkil etmek ve bu birliklerin personelini özel eğitime tabi tutmak; bu şekilde eğitilen personelden oluşan birliklerin görev süreleri sona ermeden önce, onların yerine görevlerini teslim alacak yeni birlikler oluşturularak ve görev bölgelerinde birlik değiştirmesi ile sorumluluk devir teslimi yapmak; olabilecek zayiatın bütünlenmesi için de eğitim merkezlerinde ihtiyaca yetecek eğitimli personeli sürekli hazır bulundurmak ve bu birliklerin hazırlanması sorumluluğunu da İçişleri Bakanlığına vermektir.
Terörle mücadelede sorumluluklar yeniden tespit edilmelidir:
Asayiş görevleri yasal yetki ve sorumluluklar bakımından polisin ve jandarmanın, yani İç İşleri Bakanlığının uhdesindedir. Dış tehditlere karşı sorumluluk da Genelkurmay Başkanlığının görev ve sorumluluğundadır.
Bölgede hakim olan terörün, yurt içi ayağı olduğu gibi sınır ötesi üst, destek ve bağlantıları da olduğu bilinen gerçektir.
İç güvenlikte, Hedef tespiti, haber kaynaklarının kullanılması, istihbarat temini ve operasyonların icrası, hem yasal yetki ve sorumluluklar bakımından, hem beynelminel hukuk açısından, hem de tecrübe ve donanım bakımından jandarma ve polis, Silahlı Kuvvetlere nazaran daha etkin ve sonuç alıcıdır. Zaten bölgeye gönderilen Silahlı Kuvvetler unsurları da jandarmanın emrine sokularak terörle mücadelede kullanılmaktadır.
Terörle mücadelede, muhtelif birliklerin aynı harekât bölgelerinde kullanılması, koordinasyon sorununu ortaya çıkarmakta, emir komuta birliği prensibine aykırı olmakta, sorumlulukların üslenilmesini engellemekte ve sayısal olarak büyük birlerden istenen verim alınamamaktdır.
İç güvenlik gerçek sorumlusuna bırakılmalı ve sınırlarımızın içindeki terörle mücadele İçişleri Bakanlığınca yürütülmelidir. Jandarmanın, Genelkurmay ile bağlantısı kesilmeli, kır polisine dönüştürülerek Emniyet Genel Müdürlüğüne bağlanmalıdır. Personeli, Silahlı Kuvvetler kaynağından değil, polis kaynağından desteklenmelidir.
Terörle mücadele için iyi bir teşkilatlanma, eğitim kadar önemlidir.
Dış güvenlik ise, Silahlı Kuvvetlerimizin asli görevidir.
Gayri nizami kuvvetlere karşı harekât da Silahlı Kuvvetlerimizde, Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığının ihtisas ve sorumluluğundadır.
Bu nedenle, Genelkurmay Başkanlığı, terörün, sadece dış destek ve bağlantılarını yok etmekten sorumlu tutulmalı;
Sınır ötesi harekât icra etmek için de Özel Kuvvetler Komutanlığı görevlendirmelidir.
Terörün dış desteği tamamen söndürülünceye kadar; teröre üs veren ülkelerle olan sınırımızdaki Sınır Karakolları da, hem dışardan gelecek tehditlerin ilk hedefi olması, hem de sınır ötesi harekâtın son basamak noktası olması nedeniyle, Jandarmanın değil Silahlı Kuvvetlerin kontrolünde bulunmalıdır. Karakollar, yukarıda belirtilen nitelikteki özel yetiştirilmiş personelden oluşan birliklerle korunmalıdır. Sınır birlikleri, bir taraftan sınırları korurken, diğer taraftan, sınır ötesi operasyonlarda kullanılacak özel kuvvetlere üs görevi yapmalıdırlar. 19 Mart 2009
KÜRT MESELESİ VE BÖLÜCÜ TERÖRİZM İÇİN ÇÖZÜM ÖNERİLERİ-5
Sınır ötesi harekât:
· Özel harekât teknik ve taktikleriyle, komando ve özel birlikler kullanılarak, terör örgütünün sınır ötesinde tespit edilen somut hedeflerine ve terör gruplarına nokta operasyonları icra edilmelidir.
· Terörle mücadelenin başarılı bir şekilde yapılabilmesi, etkin bir istihbaratla mümkündür. Bu nedenle, özel timlerden oluşturulacak, muharebe güçlü keşif kolları, gizli harekât teknikleri ile hedef bölgelerine sızdırılmalı, oralarda örtülü kalıcı tedbirler alınmalı, elektronik ve teknik imkanlarla da desteklenerek; terör üs ve tesislerinin, liderlerinin yer ve faaliyetlerinin, ikmal depo ve ikmal faaliyetlerinin, terör gruplarının hareket ve intikallerinin, ülkemize giriş ve çıkışlarının 24 saat gözetlenme imkanı sağlanmalıdır.
· Elde edilen sağlıklı, doğru, güvenilir, güncel ve ayrıntılı istihbarat bilgilerine dayanılarak, sınır karakollarında veya sınır ötesindeki gizli harekât üslerinde bekletilen özel eğitilmiş birliklerimiz tarafından, anında, taktik akın ve cebri keşif tipi hareketlerle hedeflere yaklaşılarak, baskın ve pusularla, bir nevi gayri nizamî harekât uygulayarak, nokta operasyonları icra edilmelidir.
· Bu hareketler, askerî yoğunluk gösterilmeden, fark ettirilmeden, örtülü olarak ve tam bir gizlilik içinde icra edilmeli, tesirinden başka bir belirtisi görülmemelidir.
· Bu operasyonlarla, her gün terör örgütünün dış desteğine, nereden ve nasıl geldiğini anlayamadığı, ancak şaşkına çeviren etkili darbeler vurulmalıdır. Örgüt liderleri başlıca hedeflerden olmalıdır. Darbeler, propagandası bizzat terör örgütü tarafından yapılacak şekilde etkili olmalıdır.
· Küçük, özel yetişmiş çevik unsurlarımız tarafından yapılan operasyonlar, silahlı kuvvetlerimizin düzenli bölümünün kullanılması tehdidi ile de psikolojik olarak desteklenmeli, ancak düzenli kuvvet mümkünse hiç kullanılmamalıdır. Alınan sonuçlar, terör örgütünü sınır ötesinde de barınamaz hale getirmelidir.
· Sadece Kuzey Irak değil, terör örgütünün Avrupa Ülkelerindeki Büro ve Temsilciliklerinin kapatılması ve etkisiz hale getirilmesi için de organizasyon hazırlanmalı, ülkeler nezdindeki politik girişimler sonuç vermediği takdirde operasyonlar uygulanmalıdır.
Sınır içinde Jandarma ve polis de yukarıdakine benzer teknik ve taktiklerle teşkilatlanmalı ve hareket etmelidir.
Asker, bölge halkı ile bütünleşmelidir:
Terörle mücadelede başarının ilk şartı, teröristin bölge halkı ile irtibatını kesmek ve mahallinden ikmal ve desteğini önlemektir. Bunun en kestirme yolu, devletin ve güvenlik güçlerinin halkla bütünleşmesidir.
Silahlı Kuvvetler, değerleri, örf-adet-gelenek ve kültürlerini benimseyip bölge halkı ile kaynaşamamaktadır. Bölge insanı tarafından, Silahlı Kuvvetler mensuplarına başka bir ülkenin askeriymiş gibi; Silahlı Kuvvetler mensupları da, bölge halkına düşman muamelesi yapmıştır. Hep birbirine kuşku ile bakmışlardır. Bu mesafeli duruş terörizmin işine yaramıştır.
İç güvenliğin İçişleri Bakanlığının sorumluluğuna verilmesi ve terörle mücadele için özel birlik oluşturulması, bölge halkı ile mevcut olan kopukluğun giderilmesi için de uygun olacaktır.
Kış mevsimi teröristlere bırakılmamalıdır:
Bölgede sekiz ay kış, dört ay yaz hüküm sürmektedir. Terörle mücadele dört-beş aya sığdırılmaktadır. Takviye birliklerinin gelişi, sorumluluk bölgelerine yerleşmesi, kış girmeden toplanıp, kışlalarına intikal etmeleri de bü sürenin içindedir. Yılın geri kalan yedi-sekiz ayı, takipten kurtulan teröristler, yeni mevsime kadar toparlanma imkanı bulmaktadır.
Kış şartlarına göre de eğitilip donatılmış özel birliklerle terörle mücadele kış aylarında da sürdürülmelidir. Teröristlerin kışı geçirmek için köy ve mezralara yerleşmeleri, buralarda barınmaları ve buralardan ihtiyaçlarını temen etmeleri önlenmelidir.
Üst Karargahlar Komuta Yerlerini bölgeye taşımalıdır.
Birliklere gayret vermek, problemleri yerinde tespit ederek tedbirleri zamanında uygulamaya sokmak ve harekâtı yerinden sevk ve idare etmek için büyük karargahların komuta yerleri de harekât bölgesine taşınmalıdır. Askerin karşılaştığı sorunlarla komutanlar da karşılaşırlarsa, tedbirler vaktinde alınır.
Komutanlar, başarı için, en kritik yer ve zamanda bulunmalıdırlar. Ülkemizin güvenliğini tehdit eden en kritik yer teröristlerin üslerinin ve faaliyet alanlarının bulunduğu bölgelerdir. Üst düzey komutanlıkların karargahları bölgeye taşınırsa, terör uzun süre varlığını devam ettiremez. Asker nerede ise komutanlar da orada olmalıdır. Asker arazide ise komutanı da arazide, asker kışlada ise komutanı da kışlada bulunmalıdır.
Köy Koruculuğu sistemi islah edilerek devam ettirilmelidir.
Geçici Köy Koruculuğunun kaldırılmasını en çok PKK istemektedir.
Güvenlik kuvvetleri, kırsal kesimde köyleri ve mezraları tek tek savunma imkanına sahip değildir. Teröristlerce, geceleyin basılan pek çok köye, haberdar edilmelerine rağmen güvenlik kuvvetlerinin yetişemediği çok olay bulunmaktadır.
Teröristin varlığını devam ettirebilmesi için bölgede hakimiyetini tesis etmesine ihtiyacı vardır. Siyasî seviyede de, taktik seviyede de PKK için bu zarurettir.
PKK'nın köylerine girmesini istemeyen, eylemlerini ve amaçlarını paylaşmayan, devlete bağlı çok Kürt Köyü vardır. Devletin yeterli koruma sağlayamadığı bu köyleri, silahsız ve tedbirsiz olarak PKK'nın insafına bırakmak, Devletin ayıbı olduğu gibi, terörün hedefine de yardım edecek en büyük hata olur.
Köy Koruculuğu sistemi islah edilerek devam ettirilmelidir. Düzenli bir teşkilata sokularak eğitilmeli ve Abdülhamit Han'ın aşiret alaylarına benzer sistem içinde geliştirilerek, kendi köy ve yerleşim yerlerinin PKK'ya karşı korunmasında görevlendirilmelidir.
Basında, PKK'nın tasfiye safhasına girdiğine dair haberler yer almaktadır. Tasfiyenin hızlandırılması, aktif politika ve doğru askerî harekât ile sağlanmalıdır. 20 Mart 2009
Adnan TANRIVERDİ
Emekli Tuğgeneral
ASDER Gnl. Bşk.

