Cumartesi, 06 Ocak 2018 10:39

Farklılıklarda Birleşmek

Tam otuz beş yıl önce...

İstanbul’da üniversite yıllarındayım, büyük bir devlet öğrenci yurdunun izbe bodrum katlarına sıkıştırılmış küçücük mescidindeyim.

Bir öğrenci kâmet getirdi, bir öğrenci de cüppeyi giydi imamlık yapmak için öne çıktı. Tekbir getirerek namaza başladı.

Ben biraz duraksadım. Hemen imama uymadım. Çünkü o öğrenciyi “itikad ve mezhebi” nedeniyle o güne kadar imam olarak kabul etmiyordum. O da bizleri...

Önce sağıma soluma bakındım. Millî Görüşçüler, Süleyman efendinin ve Gerçek Risale-i Nûr talebeleri ve diğer cemaatlerin müntesipleri, hattâ tarikat, cemaat ve mezhep karşıtlarını dahi kontrol ettim. Hepsi de imama uymuşlardı. Türk İslâm Ülkücüsü arkadaşlarımı ve Başkanımızın da imama uymuş olduğunu görünce ben de “ALLAHU EKBER” deyip cemaate dâhil oldum.

Gerçi o anda ben mi namaz kıldım namaz mı beni kıldı tam anlamadım. Selam verinceye kadar kafamdaki bozkurtlar, yine kafamda kuyrukları birbirine değmeyen kırk tilkiyi kovaladı durdu. Beynim boğuşmalardan toz duman oldu.

Şii bir imamın ardında kıldığım namaz işte bu hâleti ruhiyede bitti... Fakat içimdeki yirmi yıllık mezhep şartlanması “Senin namazın olmadı be Hanefî sûfî Kemal, yeniden kıl” diyordu. Tesbihatta ayaklarım yukarı yukarı kalkıp namazı yenilemek isterken gönlüm ise şöyle seslendi...

Yâ Rabbi, biz hepimiz senin kulunuz. Sen birsin, kitabımız bir, Rasulümüz bir, dünyamız bir, ahiretimiz bir. Sen tüm bu birliğe rağmen, rengimizi, tipimizi, dilimizi, ırkımızı, zevkimizi, aklımızı, fikrimizi, mantığımızı, nefsimizi farklı yaratmışsın. “FARKLILIKLARDA” tanışın, anlaşın demişsin. İşte biz bugün şu küçük mescitte Türkmen Kocası Ermiş Yunus’un dediği gibi tanış olduk, anlaş olduk ve ‘BİR’ olduk. Sen bu namazımı uyduğum imam nedeniyle kabul etsen de etmesen de ben kıldım ve sıhhatinden şüphe etmiyorum”.

Dostlar... “Allah’a kabul etsen de etmesen de demek, ne demek? Haddini bil!” falan diye hemen kızmayın.

Yirmili yaşların başındayım, kanımızın deli akıyor... Gerçi elli beşi devirdik ama kanımın akıllı aktığını hiç hatırlamıyorum. Hâlâ haldur huldur... Bir de hipertansiyon eklendi, hangi boruları çatlatayım diye şaldır şuldur tam gaz ileri.

Evet, o yıllarda gençlik var yaşta, akıl fikir yok başta... Şimdi de olduğu pek söylenemez ya, her neyse devam edelim.

İran’dan okumaya gelmiş Şii Türkmen kardeşimiz imamet mahalline geçmişti ama oraya geçinceye kadar yurtlarda, okullarda, parklarda bir-iki sene “Şii Müslümanlar” dâhil “Müslüman her grup” ile her meseleyi tartıştır haldeydik. Bazen kediler gibi hep bir ağızdan hırlaşırdık, kimse kimseyi anlamazdı. Bazen, hindiler gibi derin düşüncelere dalardık... Hararet artınca birbirimize çay ısmarlardık, birlikte çorba kaynatıp içerdik.

Tartışmalarımız hiç bir zaman hakaretleşmeye ve 12 Eylül rejiminin sorgusuz sualsiz cezalandırma korkusuyla  yumruklaşmaya dönüşmedi. Tekfirleşmeyi ise nezâketen yüz yüzeyken icra etmesek de kendi gruplarımızla başbaşa kalınca “falanların imanı geçerli değildir” diyebiliyorduk.

Arkalarından tekfir ettiklerimizle aynı masada buluşunca, çayları yudumlarken, hâl hatır sorarken, harçlığı tükenene borç verirken... içimizde büyüttüğümüz mezhep, mezhepsizlik, cemaat, tarikat, sünnilik, şiilik gibi farklılıklardan esen soğuk rüzgârlar ılımaya başlıyordu. Tekfirimizi içimizden geri alıyorduk.

Tartışmak için buluşmalar sıklaştıkça samimiyet, dostluk, güven ve kardeşlik bağları kuvvetleniyordu.

Karşıt inançları tanıdıkça insanı tanıyorduk. İnsanı tanıdıkça Allah’ı daha yakından tanıma fırsatı doğuyordu. Allah’ın verdiği hür akıl ve hür iradenin ne demek olduğunu tecrübe ediyorduk ama yine de “yahu bu adam nasıl olur da atalarının inancını sorgulamadan taklit eder?” sualini sormaktan vaz geçemiyorduk.

Aylar geçmiş, bir yılı devirmiş ikinci seneye girmiştik. Birbirimizi değiştiremesek de her grubu olduğu gibi kabul etmeye, Allah kulluğu gerçeğinde yavaş yavaş buluşmaya başladık.

Tartışmalarla başlayan bu doğal yakınlaşma siyaset, mezhep, mezhepsizlik, grup, fraksiyon (fırka) vs... ayrımı yapmadan bizleri bir gün aynı safta o Şii imam ile birlikte secdeye varmada buluşturmuştu.  O günden sonra Şiiler, sünnîler, mezhepsizler, mezhepliler, cemaatler ve karşıtlar birbirinin ardında gönül rahatlığıyla namazlarını edâ edebiliyordu.

Öğrencilik yıllarımız bitti...

Bir daha o ortamı bulamadım.

O günleri hâlâ özlüyorum.

Emînim ki o farklı Müslüman kardeşlerim de “BİR ÖTEKİ” gördüklerinin ardında namaz kılmayı, aynı mekânda secde etmeyi özlüyordur.

Yine, şundan emînim ki...

Bu özlem sadece benim ve bir kaç grup eski öğrenci dostlarımızın özlemi değil, aslında tüm ümmetin özlemidir.

Her Allah kulu sâkin bir ortamda yüreğinin derinliklerini dinlese, o özlemin kendisinde yattığını hissedecektir.

Bana, “hayal kuruyorsun...” demeyin.

Gerçeğe bir bak, ümmet; mezhep, tarikat, cemaat, ırkçılık yüzünden birbirini kırıp geçiriyor” da demeyin.

Her ne kadar, beş yaşında damdan düşmüş olsam da, kafamda kalmış olabilecek aralıklardan bazen esintiler geçse de, ayrılık ateşi içinde cayır cayır yanan ümmetin ızdırabını boğazım düğümlenerek görüyorum ve farkındayım.

Ümmetin özlemini, ümmetin yangını içinde de olsa görüyorum.

Hââ... dikkat oluna ki yüreklerimizdeki özlemi Mason, Siyon, Haçlı zâlimleri ve sâdık kulları FETÖ, DEAŞ, PKK vs. çeteleri çok iyi takip ediyorlar.

Takip halindeler ki, son on beş yıldan beri Türkiye-İran arasında devletler bazında gerçekleşen ekonomik ve kültürel yakınlaşmadan rahatsız olan Mason, Siyon, Haçlı kumpanyası; 17-25 Aralık’dan sonra FETÖ aparatlarıyla, pek çok iftira ve kumpaslarla birlikte, devlet adamlarımızı ve bazı milletvekillerini İranlı hâtunlarla mut’a nikahı kıyıyor diye karalamaya ve İran’a casusluk ediyorlar diye çamurlamaya kalkıştılar. Amaçları halkları kışkırtıp devletler bazındaki yakınlaşmayı baltalamak, TÜRKİYE ve İRAN’ı tekrar uzaklaştırmaktı.

Çok şükür ki... devlet adamlarının ve Türkiye-İran halkının ekseriyeti bu numarayı yutmadı. Her geçen gün Şiî-Sünnî yakınlaşması artıyor.

Ümmetin “BİRLİK” özlemi, son yıllarda “mezhep-cemaat-tarikat” ekseninde tekrar tartışılmaya başlandı. İnşallah bu başlangıç otuz beş yıl önce tartışarak birbirini değiştiremeyen ama birbirini olduğu gibi kabul ederek “FARKLILIKLARDA BİRLEŞEN”  bir kaç öğrenci grubunun “İSLÂM KARDEŞLİĞİ” gibi neticelenir.

Anti parantez...

Çok maalesef ki... Türkiye milletini “GEZİ VANDALİZMİNDE” ve “15 TEMMUZ İHANETİNDE” iki kampa ayırıp iç savaşa sürükleyemeyen Mason, Siyon, Haçlı zâlimleri şimdi İran’a, Türkiye’ye yakınlaşmasının faturasını iç savaşla ödetmeye çalışıyorlar. Bu onların hesabı ama tüm ümmetin tüm masumları, tüm mazlumları, tüm mağdurları tüm kalpleriyle birlikte İran’ın huzurunun, birliğinin ve güvenliğinin yanındadır. İnşallah ümmetin yüreğindeki özlemin evrene yaydığı pozitif hissiyat ile zalimlerin negatif hesabı tutmayacaktır.

Ben hiç bir zaman... Allah; yardımını, merhametini, rahmetini; liste başı ben olmak üzere, “KAFASIZ MÜSLÜMANLAR” nedeniyle kaldıracak diye korkuya kapılmıyorum.

Çünkü Allah’ın yardımı, merhameti, rahmeti; liste başı ben olmak üzere, “KAFASIZ MÜSLÜMANLARIN” amellerine bağlı değildir.

O (Hû); ezelden ebede...

Yardımını, merhametini, rahmetini tüm mazlumların, tüm mâsumların ve tüm mağdurların özlerindeki özlemin ve dillerindeki duânın sâmimiyetine binâen kesintisiz ve “KARŞILIKSIZ” bağışlamaktadır ve bağışlamaya devam edecektir.

Bu arada bizlere düşen kulluk görevi; “Bir kişinin isteğinden, özleminden, amelinden ne olacak, bir sürü kafasız varken” demeden “KENDİMİZİ DEĞİŞTİRMEK”tir.

NOT: Aslâ ve aslâ İran’ın baskıcı molla rejimini hiç bir zaman sevmedim ve hiç bir zaman sıcak bakmamışımdır. Baskıcı rejime karşı meşrû gösteriyi çatışmaya dönüştüren halkın isyanını da desteklemiyorum. Arzum, İran molla rejimi ile İran halkının kendi sistemlerini kendi aralarında demokratik zeminde çözümlemelerinden yanadır.

Okunma 280 defa
Kemal Gökdoğan

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yorum Ekle

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuza emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

asder logo

Adaleti Savunanlar Derneğinin ilkelerini benimsiyor ve her alanda "adalet"değerini temel alan kural ve uygulamaların gerçekleştirilmesi için mücadele çalışmalarına katılmanın gereğine inanıyorsanız; bizi takip edin...

E-Bülten

E-bültenimize üye olun. Haber ve duyurularımızı kaçırmayın.

Spam göndermiyoruz.

Bu sitede yer alan yazılar, makaleler, haberler yazarların sorumluluğundadır. © 2018 ASDER. All Rights Reserved.

Design & Development by JoomShaper