Pazartesi, 07 Mayıs 2018 16:15

Ramazan Ayı ve Kameri Takvim

Bereketli Ramazan ayı yaklaşıyor. İşte bu vesile ile zaman kavramına ve takvimcilik konusunda yaşanan bazı ilginç olaylara değinmek istiyorum. Ayrıca yıldönümü ve kutsal gecelerin tespiti ile ilgili bazı tartışmalara açıklık getirmekte yarar vardır.

Dünyada en çok kullanılan takvim Miladi ve Hicri takvimdir. Çin’de ve dünyanın çeşitli ülkelerinde kendine özgü takvimler olsa da hayatın içine yerleşmiş olan sadece bu iki takvimdir.

Müslüman ülkelerde dini bayramlar ve özel günler; Kamere yani Ay takvimine göre yapılır. Kameri takvim denilmesinin sebebi; gece gökyüzünde her günde farklı bir şekilde bulunmasıdır. Ayın başı ortası ve sonunda olduğumuzu çok rahatlıkla gökyüzüne bakıp anlayabiliriz. Fakat dünyanın hemen hemen her yerinde Miladi takvim kullanılır. Çünkü bu takvim mevsimlere göre düzenlenmiştir. Özellikle çiftçilere kolaylık sağlar devlet yönetiminde daha elverişlidir.

Güneş takviminin özelliği gereği mevsimler hep aynı zamana yani aynı aylara denk gelir. Bu sayede çok eski yıllardan beri vergiler hasat zamanında toplanabilmekte, mevsim şartları dikkate alınarak planlamalar yapılmaktadır. Fakat önemli yıldönümleri ve kutsal günler açısından kullanılışlı değildir. Zira belirli bir düzen olduğu söylenemez. Milâdî takvim; yani güneşe göre düzenlenen takvim o kadar çok değiştirilmiştir ki yıldönümlerinin aynı güneş yılı tarihine uygun olması mümkün değildir. Bu konuyu biraz açmakta yarar var. Lakin önce zaman konusuna değinmek gerekiyor:

Zaman, göreceli bir kavram olup Aristo'ya göre zaman; hareket eseri ortaya çıkmıştır. Buna göre zaman hareketin ürünüdür ve görecelik (izafi) denmesi de bu yüzdendir.

Zaman kavramı fizikte “t” harfiyle tanımlanır. Latince zaman anlamına gelen tempus kelimesinin baş harfidir. Yine zamanın objektif olarak var olup olmadığı, fiziğin en önemli ve çözülemeyen konularının başında gelir. Planck zamanı denilen saniyenin 10−43'te birinden daha kısa olan süre, fizikçilerce içinde bulunduğumuz 3+1 boyutlu uzayın sınırı ve kara delik ortamının başlangıcı olarak kabul edilir.

Zamanın tıpkı ışık gibi bükülebileceği varsayılmaktadır. Bu yüzden zaman yolculuğunun mümkün olup olmadığı birçok bilim adamı tarafından düşünülmektedir. Bast-ı zaman kavramı İslam terminolojisinde çok önemli olup zamanın genişlemesi anlamına gelmektedir. Aklın eremediği birçok olay bast-ı zaman kavramı ile izah edilmiş anlaşılmaya çalışılmıştır.

Zamanın akıp akmadığı veya hangi yönde aktığı da aynı şekilde fiziğin en tartışmalı konulardan olup uzayda meydana gelen her şey zamanın içindedir. Sebep-sonuç ilişkisi bu sayede zaman akış oku ile izah edilmektedir.

Zaman, ışık hızı ile de dolaysız ilişki içinde olup maddenin ışık hızına yaklaşması durumunda zamanının yavaş akması söz konusudur. Zamanın; ışık hızında durması ve ışık hızı ötesinde de tersine akması teorik olarak mümkün olduğu söylenir.

Takyonlar denilen atomaltı parçacıkların ışıktan hızlı hareket ettiği ve zamanlarının gelecekten geçmişe doğru aktığı veya içinde bulunduğumuz uzayzamandan başka sonsuz sayıda da ihtimalin olabileceği hipotezleri de modern fiziğin ve Rölativite Teorisi’nin temelini oluşturan konulardandır.

Bu noktada Rabbimiz olan Allah’ın zamandan ve her türlü kayıttan münezzeh yani ayrı olduğuna iman etmek; Tevhid’in en önemli noktalarından bir tanesidir. Müslümanların bu anlamı içeren “sübhanallah” kelimesini niçin çok zikrettiği şimdi daha iyi anlaşılabilir.

Zaman, başka olaylarla ilgi kurarak ölçülebilir. Bir gün, bildiğimiz gibi, dünyanın, kendi ekseni çevresinde tam bir devir yapıncaya kadar geçen zamandır. Eğer gökyüzünde, dünyanın, tam bir devrinin tamamlandığını gösteren; ilgi noktaları rolü oynayan, güneş ve yıldızlar gibi yer değiştirmeyen cisimler bulunmasaydı, bu zamanı ölçmek son derece güçleşecekti.

Zamanın tarifi konusunda tam bir uzlaşmaya varılamasa da ölçülmesi konusunda anlaşmazlık yoktur. Zaman, fizikte en hassas ölçülebilen niceliklerden biridir. Zaman ölçümünde herhangi bir âna ya da aralığa rakamsal bir değer atanır. Bu atamada sürekli değişikliğe uğrayan herhangi bir unsur, kullanılabilir. Yine zamanın ölçümünde kullanılan başlıca iki tane birbirinden bağımsız ölçek vardır:

Birisi atomik ölçümdür. Yani atomların içsel enerji durumları arasındaki kuantum değişimini gerçekleştirmekte kullanılan elektromanyetik radyasyonun karakteristik frekansından yararlanılan ölçektir. Diğeri dinamik ölçüm adı verilen Gök cisimlerinin çekimsel hareketleri ile ifade edilen yazımızda sözü edilen Ay ve Güneş takvimleri ölçeğidir.

İnsanoğlu, tarih boyunca çeşitli metotlarla zamanı ölçmeye çalışmıştır. İlk başta insanlar için sadece yağmurun, karın, soğuğun, sıcağın zamanını bilmek yetiyor; mevsimler barınma, göç veya hasat zamanını söylüyorlardı ve yeterliydi. Fakat gittikçe daha küçük zaman birimlerine ihtiyaç duyan insanlık, yılı aylara ve haftalara bölmeye başlamışlardır. Dinler ve peygamberler bu konuda öncülük yapmışlardır.

Daha küçük zaman birimlerinin tarihi, takvimle paralellik gösterir. Yılları ve günleri ilk olarak birimlere bölenler Sümerlerdir. Mısırlılarla devam eden zamanı doğru ölçme çalışmaları, Yunan ve Roma medeniyetlerinde iyice geliştirilmiştir.

Zaman ölçen aletlerimiz bir günü 24 saat olarak gösterir. “Gün” gece ve gündüz sürelerinin toplamıdır. Gece ve gündüz, Dünya’nın kendi çevresi etrafında bir defa dönüşünden ileri gelir. Ama Dünya kendi çevresi etrafındaki dönüşünü 24 saatte değil, 23 saat 56 dakika, 4 saniye de tamamlar.

Mesela; Kandilli Rasathanesinden, Dünyaya göre sabit duran uzak bir yıldıza bakalım. Belli bir açıdan baktığımız zaman bu yıldızı gördüğümüz anda kronometreye basalım. Aynı yıldızı, aynı noktadan ve aynı açıdan tekrar görebilmemiz için geçen zaman 23 saat, 56 dakika, 4 saniye olacaktır. Buna  “Yıldız Günü” diyoruz.

Fakat Dünya bu süre içerisinde kendi etrafında dönerken yörüngesi üzerinde de ilerlemeye devam etmiş, yörüngesinin 365’te birini kat etmiştir. Bu nedenle, Güneş’in sabit yıldıza göre olan yönü de değişmiştir. Güneşi de aynı nokta ve açıdan tekrar görmemiz için, Dünya biraz daha dönmek zorundadır. Bu dönme süresi de 3 dakika 56 saniye olacaktır. Buna, 23 saat, 56 dakika, 4 saniyeye ilave edersek 24 saati buluruz ki bizim kullandığımız gerçek güneş günü de budur. Buna göre bir yıldızın dünya üzerinde aynı boylama tekrar gelebilmesi için geçen süreye bir yıldız günü denir ve sabit bir değerdir.

Yerin kendi ekseni doğrultusunda tam bir dönüşü (360 Derece) tamamlamak için geçen zamana gün denir. Gün için farklı referanslar da kullanılabilir. Bir güneş günü, yeryüzündeki, güneşin karşısında bulunan bir noktanın, dünyanın kendi ekseni çevresindeki devrini tamamlaması sonunda, yeniden güneşin tam karşısına gelinceye kadar geçen zamandır. Gerçekte, bu, tam bir devirden daha çoktur; çünkü başlangıç noktası, devir tamamlandığı zaman, olması gerektiği gibi, güneşin tam karşısında değildir.

Yıldız günü de, yerin, kendi ekseni çevresinde hareketine dayanır; ama bu kez, başlangıç noktası, güneş yerine bir yıldıza göre saptanır. Yıldız gününe sideral gün de denir (sideral, Latincede, yıldıza ait, anlamına gelir).

Yıldızlar, o kadar uzaktadır (en yakını milyarlarca kilometre uzakta) ki, dünya, onlara göre çok az yer değiştirmiş olur; böylece, kendi ekseni çevresindeki tam bir devri sonunda, başlangıç noktası, yeniden yıldızın karşısına gelmiş bulunur. Tam bir devir süresi olarak düşünülebilen bir yıldız günü, güneş gününe göre, biraz daha kısadır, ikisi arasındaki fark, yaklaşık olarak, dört dakikadır.

Uzunluk bakımından değişiklik gösteren güneş gününü, günlük zaman ölçüsü olarak kullanmak pek uygun değildir. Güneş gününün değişikliğe uğraması, yerin yörüngesinin elips biçiminde olmasından ve güneşin merkezde değil, elipsin odak noktalarından biri üzerinde bulunmasından ötürüdür.

Dünya, güneşe en çok yaklaştığı zamana göre (perihel = günberi durumu), güneşten en uzak olduğu zamandakinden (aphel = günöte durumu) daha hızlı döner.

Saatle ölçtüğümüz gün, güneşin doğuşu ve batışıyla ölçülen doğal gün gibi olmayıp, uzunluk bakımından değişmez. Biz, bu güne, bütün güneş günlerinin ortalaması olduğu için, ortalama güneş günü diyoruz. Böylece, güneş günleri, ortalama güneş günlerinden, kimi zaman daha uzun, kimi zaman daha kısadır.

Dünya güneşin çevresindeki daireye yakın elips şeklinde bir yörünge hattı oluşturarak dönüş yapar. Bu hattı oluşturduğu düzleme yörünge düzlemi denir. Elips yörüngesinin iki odağı vardır ve güneş bu odakların birindedir. Yani güneş yörüngenin merkezinde değildir. Bu yüzden dünya bu yörüngesel hareket boyunca bazen güneşten uzaklaşır, bazen de yakınlaşarak değişken mesafeli bir hareket yapmış olur. Dünya yörünge üzerinde güneşe en uzak olduğu zamana aphelion (4 Temmuz), en yakın olduğu zamanda pelihelion (3 Ocak) denir. Yörüngesel hareket batıdan doğuya doğru yaklaşık 365 gün 6 saatte tamamlanır ve buna 1 yıl diyoruz.

Dünyanın belirli dönemlerinde güneşe yaklaşıp uzaklaşması güneşten aldığı ışının değişken olmasına neden olur. Fakat mevsimlerin oluşmasındaki asıl etken güneş ile dünya arasındaki bu mesafe değişimleri değildir. Dünya güneş çevresinde dönüşünü yaparken dünyanın kutup eksenleri yörünge düzlemine dik değildir. Bu durumda ekvator ile yörünge düzleminde çakışmaz ve aralarında 23 derece 27 dakikalık bir açı vardır. Bu eğimden dolayı yer kürenin bazı bölgeleri yıl içinde güneş ışınlarını dik olarak alırken bazı bölgelerinde eğik açıyla alır. Işınları dik alan bölgeler daha çok ısınırken eğimli olan bölgeler ise daha az ısınır. Bu ısı değişimine ve bu ısı değişikliğine bağlı olarak mevsimler oluşur. Allah, dünyaya bu şekilde eğim vererek mevsimleri yaratmıştır ve bu eğiklik değişmemektedir.

Kuzey yarım kürede 21 Mart - 21 Eylül tarihleri arasında yaz mevsimi yaşanırken güney yarım kürede kış mevsimi yaşanır.21 Eylül - 21 Mart arasında ise tam tersi gerçekleşir. Mevsimlerin oluşmasındaki en büyük etken ekvatorun yörünge düzlemi ile yaptığı 23,5 derecelik bu açıdır. Bir defasında yaz mevsiminde çıktığım gemi yolculuğunda Güney yarım küreye geçmiş 6 ay sonra vatanıma döndüğümde yine yaza girmiştim. Kısaca o yıl hiç kış görmedim.

Malumdur ki miladi takvim, dünyanın güneş etrafındaki dönmesine bağlı olarak bir tam dönüş yapması üzerine bina edilmiştir. Günümüzdeki şeklini hasat zamanı alınan vergileri düzenli bir hale getirmek üzere Vatikan tarafından yapılmıştır. Fakat dünyanın hareketindeki dakik nizam ve saniye şaşmayan düzen, başlangıçta tam olarak anlaşılamadığı için, önce Romalılar sonra da Papalık, defalarca takvimi değiştirmişlerdir.

Jülyen takvimi, Julius Sezar tarafından MÖ 46 yılında kabul edilen ve Batı dünyasında 16. yüzyıla kadar kullanılan takvimdir. Artık yıl hesaplamasındaki ufak bir fark sonucu bir kayma oluşturduğu için, yerini Gregoryen takvimi almıştır.

Sezar, o zamana kadar kullanılan takvimdeki karışıklıkları çözmesi için İskenderiyeli astronomi bilgini Sosigenes'den yardım alır. Sosigenes, 1 yılı 365,25 gün alarak oluşan mevsim kaymalarını düzeltmeyi hedeflemiştir. Böylece 4'e tam bölünemeyen yıllar 365 gün olmuş, bu yıllardan artan çeyrek günlerse 3 yılın ardından gelen artık yıla eklenerek, artık yılı 366 güne çıkarmıştır.

Ayrıca 1 yılın 12 ay kalabilmesi için artık yıllarda aylar 6 ay 30, 6 ay 31 gün çekecek şekilde düzenlenmiştir. Artık olmayan yıllarda ise yılın son ayından 1 gün çıkarılmıştır. Bu da o dönemde yılbaşı mart olduğundan dolayı şubat ayının artık yıllarda 30, diğer yıllarda ise 29 güne çekilmesine sebep olmuştur. Ayrıca takvim düzenlemesini yaptığı için Temmuz ayının ismini değiştirerek kendi adından gelen July ismini vermiştir.

Fakat Sezar'ın öldürülmesinden sonra takvimde yapılan bu ıslahat düzgün uygulanamadı. Takvim düzenlemelerini yapan Pontifeksler, 3 yılda 1 artık yıl uygulaması yaparak takvimde tekrar bozulmalara sebep olmuştur. Bu uygulamanın yapıldığı yaklaşık 40 yıl boyunca 3 gün kayma meydana gelmiş ve MÖ 8. yılda Augustus 12 yıl boyunca artık yıl uygulamasını durdurarak bu kaymayı düzeltmiştir. Augustus tıpkı Sezar gibi takvimde değişiklik yaptığı için bir ayın adını değiştirip kendi ismi olan Augustus'u vermiştir. Ki bizde bu ismi kullanıyoruz. Fakat ismi Sezar'dan gelen Temmuz ayının 31, Ağustos ayının ise 30 çekmesinden dolayı Şubat ayından 1 gün alınıp Ağustos ayına eklemiştir. Ne yani kendisi Sezar’dan daha küçük müydü ki gün sayısı az olacaktı? Böylece Şubat ayı artık yıllarda 29, diğer yıllarda 28 güne düşmüştür.

Bu takvime göre yıldönümü meselâ Hz İsa’nın doğum günü güneş yılı hesabı ile tam olarak bulunamaz. Ancak takribi bir şey söylenebilir. Zira hem takvimle çok oynanmıştır hem de bir yıl 365 gün 5 saat 48 dakika 46 saniyedir. Yıldönümleri ancak yaklaşık bir tarih denilebilir.

Fakat Müslümanlar kamerî aylara göre takvimlerini düzenlerler. Kamerî aylarda değişiklik olmaz. Zira Ay’ın hareketi muntazamdır. Ayrıca çok kolay gözlem yapılarak takvim belirlenebilmektedir. Öyle mükemmel bir nizam ve düzen vardır ki; saniye şaşmamaktadır. Mesela; Dünya Ay’ın sadece bir yüzünü görmektedir. Zira Ay’ın kendi ekseni etrafındaki dönüşü ile Dünya etrafındaki dönüşü aynı süredir, saniye şaşmaz. 27 gün 7 saat 43 dakikada Ay’a göre hem bir yıl hem de bir gün olmaktadır. Ne ilginçtir ki Ay kendi ekseni etrafında bir saniye geç dönse veya dünya etrafında ne bileyim bir dakika fazla dönse görünmeyen yüzünü görme imkânımız olacak. Şu halde ancak Ay’a gönderilen uzay araçları ile bize görünmeyen yüzünün şeklini görebiliyoruz. Bunun tesadüfi bir şey olması mümkün değildir.

Elbette bunun bir hikmeti vardır. Biz hikmetinin anlaşılmasını din alimlerine, astronomlara ve ilim adamlarına bırakıp takvim meselesini bitirelim.

Hicrî takvimin milâdî takvimine göre üstünlüğünü yıldönümlerini nazara vererek açıklamak mümkündür. Tekrar etmek gerekirse değişiklikler sebebi ile Hazreti İsa’nın doğum gününü miladi takvimle belirlemek neredeyse imkânsızdır. Fakat kamerî takvime göre Peygamber Efendimizin (a.s.m) doğum gününü belirlemek çok kolaydır. Rebiyülevvel  ayının 11. gecesi Mevlid kandilidir. Keza Kur’ân ayeti ile sabit olan 80 yıldan daha hayırlı Kadir Gecesi Ramazan ayının 27. Gecesidir.

Müslümanlar hasat zamanını ve mevsimsel şartları ikinci plana iterek mübarek gün ve geceleri esas almışlar ve hicrî takvimi kullanmışlardır. Zira bu günlerin farkında olmamak büyük bir kayıp demektir. Bu günlerin kıymetini bilenlerden olmak dileğiyle, vesselam…

Okunma 243 defa
Dr.Vehbi KARA

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yorum Ekle

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuza emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

asder logo

Adaleti Savunanlar Derneğinin ilkelerini benimsiyor ve her alanda "adalet"değerini temel alan kural ve uygulamaların gerçekleştirilmesi için mücadele çalışmalarına katılmanın gereğine inanıyorsanız; bizi takip edin...

E-Bülten

E-bültenimize üye olun. Haber ve duyurularımızı kaçırmayın.

Spam göndermiyoruz.

Bu sitede yer alan yazılar, makaleler, haberler yazarların sorumluluğundadır. © 2018 ASDER. All Rights Reserved.

Design & Development by JoomShaper