İki gün önce Genel Kurmay Başkanlığı’nın bir açıklaması oldu. Açıklamada kısaca ‘6287 sayılı Kanunla, Ortaokul ve liselerde, Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamberin Hayatı, isteğe bağlı seçmeli ders olarak okutulur’ hükmüne göre Askeri Liselerde de bu derslerin seçmeli olarak müfredata alındığına gerekli onayın verildiğinden bahsediliyordu. Haklı olarak haber medyada geniş yer buldu. Konu hakkında kısaca değerlendirmelerimi sizlerle paylaşmak istedim.
Öncelikle hemen ifade etmeliyim ki Askeri Okullarda Kur’an ve Hz. Peygamber’in hayatının seçmeli ders olarak konulmasını çok olumlu karşılıyoruz ve yaşananları normalleşme sürecinin devamı olarak görüyoruz.
Sayın Genel Kurmay Başkanımıza da bu tarihi adım için çok teşekkür ediyoruz. Milletin kendi öz değerlerinin orduda yeniden hayat bulmasını sevinçle karşılıyoruz. İlk insan bir peygamberdir. Yani insanlık tarihi bir peygamber ve bir din ile beraber başlamıştır. Buradan da anladığımız insanlığın dinsiz yaşamasının mümkün olmadığıdır.
Bir millet dinsiz yasayamaz. Bunun tarihte örneği yok. Hele ki ordu hiç dinsiz kalamaz. Şehitlik gazilik, vatanseverlik değerlerini din olmadan orduda nasıl yerleştireceksiniz? Askere nasıl izah edebileceksiniz? Bu hasletlerin askerin basit zihninde uyandırılması ancak bu değerlerin yerleşmesi ile mümkün olabilir. Bu da sadece ve sadece din ile gerçekleşebilir. 2008 yılında ASDER tarafından icra edilen “ASDER VE DİNİ DEĞERLER GÜNCEL VE BİLİMSEL YAKLAŞIMLAR” panelinde konu hakkında muazzam tarihsel örneklerden bahsedildi. Şahsen çok istifade ettiğim bir kaynak oldu.
Unutulmamalıdır ki 28 Şubat sürecinde irtica diye bir suç icat edildi ve bu hedef çerçevesinde TSK içinde gayri hiyerarşi kanunsuz bir yapı kuruldu. Bugün bu süreç sorgulanıyor. İfadelerimizi de verdik. İnşallah bu sürecin tüm detaylarını aziz milletimiz öğrenecek. 1993-2007 yılları arasında 4000-5000 Subay-Astsb.’ın TSK’dan ilişiği kesildi. 1560 kadar personel YAŞ kararları ile diğerleri de üçlü kararname ya da zorunlu emekli-istifa ettirilmek sureti ile uzaklaştırıldı. Bu personelin uzaklaştırılma sebebi de disiplinsizlik idi. Hatta askeri okullardan birçok öğretmen arkadaşımız öğrencilere irtica propagandası yapıyor diye uzaklaştırıldı. Ama her zaman olduğu gibi kâğıt üzerindeki suçları “Atatürkçülüğü bir yaşam tarzı olarak benimsememiş öğretmenlere müsamaha gösterilmeyecek, bunlar zararsızdır gibi değerlendirmelerde bulunulmayacak ve okuldan uzaklaştırılacaktır” mülahazasına dayanıyordu. Çok trajikomiktir. Bunların içinde din dersi öğretmenleri de var bu öğretmenler hanımlarının başı kapalı ve namaz kılıyor diye bu muameleye uğradı. 6191 sayılı kanun ile bu mağduriyetin büyük bölümü giderildi. Diğer mağdurlar için de kanun teklifi hazırlandı. İnşallah yakın zamanda kanun teklifi meclis gündemine alınarak bu dönemin bütün mağduriyetleri giderilecek. Yaşadığımız darbelerin temel dayanağı aziz milletimizin tüm cemaat gruplarını sakıncalı gören ve eğitimini bu şekilde alan milletine yabancı bu kafa yapısıdır. Onun için alınan bu kararın kendisi belki küçük olabilir ama neticesi itibari ile çok önemli ve tarihi olduğunu değerlendiriyoruz. Ve bugün bu okullarda din dersi öğretmeni talebi olduğunu sevinerek öğrenmiş bulunuyoruz.
1925 yılında Mareşal Fevzi Çakmak’ın Diyanet İşleri Başkanlığı’na yazmış olduğu bir mektup var. Tarihi vesikalarda mevcuttur. Dinin ordu içindeki öneminden bahisle kendisinden askerin anlayabileceği bir dil ve muhteviyatla kitap basılmasını talep ediyor. Rahmetli Ahmet Hamdi AKSEKİ de bu kitabı kaleme alıyor ve kitap çok seviliyor. 4 baskı yapıyor. Yakın zamanlara kadar da bu kitap kıtalarda ASKERE DİN DERSİ adı altında okutuldu. Düşünün ömrü harp cephelerinde geçmiş (Balkan savaşı, birinci dünya savaşı, kurtuluş savaşı gibi) bir komutan kadar askerin ruh halini yakinen kim bilebilir? Bu ihtiyacı fazlası ile hissetmiş. Kitapta şecaat ve kahramanlık hikâyeleri, vatan sevgisi, millet malının emanet olduğu, komutanlara itaat etmenin önemi, yalan söylemenin zararları gibi ulvi hissiyatlar izah ediliyor. Bütün bu duyguların hepsine şiddetle askerin ihtiyacı var.
Ayrıca dünya ordularındaki uygulamalara bakıldığında da enteresan bir tablo görüyoruz. Konu ASDER onursal Başkanımız Sayın Adnan TANRIVERDİ paşamızın “DAHA GÜÇLÜ ORDUYA” kitabında konu çok detaylı analiz ediliyor. Burada bahsedildiği üzere;
ABD’de 1200, Almanya’da 1500, Fransa’da 1000, Avusturalya’da 550 kişiye bir din işleri subayı düşüyor. TSK’de ise bildiğimiz kadarı ile sadece 10 adet din işleri subayı bulunuyor.
ABD din işleri Başkanı rütbesi tümgeneraldir. Din işleri talimnamesinin bir maddesini aynen alıyorum. Burada yazıyor ki; “Ordu dini esaslar üzerine kurulmuştur. Din işleri subayı bu temeli sağlamlaştırmak sureti ile orduyu dini prensiplerin kalası yapar. Böylelikle askerin morali sağlam, memleketine sadık olur.” Gene aynı talimnameden başka bir madde; “tanrıyı askere, askeri tanrıya yaklaştırmak, muharebede garnizondakinden daha fazla gereklidir. Bir muharibi Tanrı’dan başka hiçbir şey takviye edemez”. Bunlar çok önemli cümleler. Biz bütün talimnamelerimizi ABD’den aldık. Ancak Din İşleri Talimnamesini almadık, tercüme etmedik. Böyle bir talimname envanterimizde yok. Bunun din farkı olduğu için anlaşılabilir bir sebebinin olmasını isterdik. Ancak maalesef böyle değil.
Ayrıca son olarak ifade edebileceğim dindar subayların varlığı terör için de adeta bir sigorta vazifesi görüyor, görmüştür. Bu Subay-Astsb.ların TSK’dan uzaklaştırılmasının maalesef teröre olumsuz etkisi olmuştur. Bunu sayısız örnekleri var. İnşallah bu konuda da yaşanmış hikâyelerden kurulu bir kitap basılmasını planlıyoruz.
Sayın Genel Kurmay Başkanımızdan bu tür uygulamaların devamını bekliyoruz. Zira henüz askeri okullarda ibadetler rahat yapılamamaktadır. Kışlalarda mescit ve camiler kapalıdır, ya da göstermelik açıktır. Ezanlar suskundur. Asker eşlerinin başlarının kapalı olmasına müsaade edilmemektedir. Orduevine başı kapalı bir hanımefendinin girebilmesi mümkün değildir. Daha yeni yaşanan hadiseler var. Artık bunların aşılarak bütün kurumların asli vazifesi ile uğraşması gerektiğini düşünüyoruz. Gerçekten de ciddi enerji kayıpları yaşadık, yaşıyoruz. Hepimizin daha güçlü bir orduya ihtiyacı var. Millet olarak tüm enerjimizi bu ülkenin geleceğine, zenginleşmesine, huzur ve demokrasi içinde yaşamasına harcamalıyız. Bu sürecin devamını bekliyoruz, ordumuzun dinle, milli manevî değerleri ile kısaca milletin öz değerleri ile yeniden barışmasını hasretle bekliyoruz.
Bizler ASDER olarak bu sürece elimizden gelen her türlü desteği vermeye hazırız.

