Cumartesi, 20 Ocak 2018 12:22

Devlet Olmayan Milletler

Yirminci yüzyılda “Milletlerin kendi kaderini tayin etme hakkı(self determination) ilkeleri, ilk defa ABD’nin 28. Başkanı Woodrow Wilson tarafından ilan edilmişti. İlan edilen bu ilkeler, ”Demokrasi-İnsan Hakları-Kanun Hakimiyeti-Siyasetgibi kavramlardı.

Aslında bu süslü, kavramları savunan güçlerin bu faziletli davranışları, göstermelik falan-filan fotoğraflarından başka bir şey değildi. Güya sevabına savundukları bu göstermelik-uyduruk şeffaf fotoğrafların sahne arkasında ise sömürge halkların devlet kurma hakkı anlamında, bir nevi kölelik-sömürgelik düzeninin yeni modern evrilmesi idi, yani emperyalizm sistemini yeniden kurma ikame etme, beyannamesinden başkası değildi.

Amerikan sosyologlarından Franklin Henry Giddings göre milletlerin kendi kaderini tayin etme beyannamesinin amacının; “Geri ırklara, sömürgelere Sosyal Nizamı aşılama projesidir” der, bunun adını da Rızasız Mutabakat” olarak tanımlar.

Sömürge topluluklarının devletleştirilmesi sürecinde, ilan edilen bu yeni devletlerin-etnik toplulukların, ulus devlet olarak kurulmasındaki görünmeyen; yani bakanın dahi göremediği amacı büyük ülkelerin topraklarının ve gücünün parçalanması-bölünmesiydi.

Gözlerimizin önünde meydana gelen sömürgecilik şimdiki anlamıyla emperyalizm, ilk olarak Milletler Cemiyeti-Birleşmiş Milletler tarafından uygulanmaya başlandı, böylelikle gizli (setreden) amacına, uluslararası yasal düzenlemeler kılıflar-elbiseler giydirilerek parçalanan-bölünen bağımlı devletçikler oluşturuldu. Modern emperyalizmin (sömürge) sistemi artık böylelikle başarılı olmuştu diyebiliriz.

Kurulan ve hakimiyet altına alınan bu yeni sömürge devletlerin başına ise, güya seçimlerle şeffaf sandıklarla bir nevi seçilen (atanan) aydın, faziletli idareciler, kurulan bu müesses nizama şahsi menfaatleri kadar itaatkar kaldılar. İtaat etmeyen, rıza göstermeyen bir takım yöneticiler ise suikastlarla, darbelerle, itibarsızlaştırılarak, yolsuzluklarla suçlanarak bertaraf edildiği işte böyle abidik gubidik bir düzen kurulmuştur.

İşte kurulan bu yeni devletlerin kendi kaderini tayin talepleri, sözde toprak bağımsızlığı idi, özde siyasi-iktisadi bağımlılık ile ülkelerini efendilerine bir takım antlaşmalarla teslim ettiler.

Bu dönemlerde ise İslam milleti “ümmet bilinç” niteliğini kaybetmiş, batı kaynaklı milliyetçilik kasırgalarının anaforunda tamamen kaybolmuştu.

Bugün hala Emperyalist ABD ve Batı’nın çabası, coğrafyamızda ve sınırımızın güneyinde her etnik topluluğa kendi devletini kurdurma girişimleri, yani toprak egemenliği karşılığında ayrıştırılan kantonlara bağımlı özerklik vererek, hakimiyet altına alma mücadelesini sürdürmektedir.

Sorun; milliyetçi talepler, dini guruplar, etnik çatışmaların varlığı değildir. Bu durumları araç olarak kullanmak suretiyle; Bu gün sahada uygulanan ABD’nin, Büyük İsrail’in güvenliği için yaptığı şiddet, terör, işgal, suikastlar ve abluka faaliyetleridir.

Öldür-Kaldır, İşgal et, Boz yeniden yap, yönet. ABD işte böyle, kendisini dünyanın tepesinde gören bu güç.

İnsanlık sicili bozuk olan, ABD’nin 1954-1966 tarihleri arasında Vietnam saldırısı, 1965 Domuzlar körfezi “Küba” çıkarması, 1954’te Guatemala’yı işgali sırasında güya istilacılara karşı mücadele yalan örtüsü iyi bilinmelidir.

ABD’nin müdahale ettiği ülkelerde geriye tamtakır bir hazine kalır. İşte örnekler Vietnam–Kamboçya-Şili-Nikaragua. Şimdi de Afganistan-Irak-Suriye-Libya gibi ülkeler.

Bu gün ise ABD Teröre karşı Küresel savaş bahanesiyle, BOP projesindeki amacına ulaşmak için Müslüman ülkelerdeki “etnik-mezhepsel” alt-kimlikleri birbirleriyle rekabet haline getirmiştir.

Ortadoğu’da, BOP projesiyle geniş hacimli Müslüman ülkelerin toprakları etnik olarak ayrıştırma planı devam ederken, bir yandan da 22 tane Arap devleti var 23’üçüne ne gerek var, Filistinlilerin kendi geleceğini tayin hakkı “self determination” uluslararası hukuk da kabul gördüğü halde, Filistin devletin kurulmasının engellenmesi nasıl izah edilebilir. Sebep olarak da, İsrail’in ve kurulması planlanan Büyük İsrail’in güvenliği gerekçe gösterilmektedir.

Buna karşılık ABD-İngiltere-Fransa-Rusya-Çin tarafından uygulanmaya konulan BOP projesi ile Irak-Suriye-Libya ve Suudi Arabistan’ın gibi ülkelerin parçalanması, halen sahada uygulanmakta olan bir plandır.

İsrail’in emrine amade bir Amerikan ordusu karşısında bölge ülkelerinin yapacakları sınırlıdır.

Nasıl ki tarihte dün, Osmanlı İmparatorluğu batılı güçlerin İslam coğrafyasına sızmasına, hakimiyet kurmasında engel olarak görülüyorsa, bugünde amaçlarına ulaşamayan batılı emperyalist devletler, karşılarında Türkiye’yi engel olarak görmektedirler.

İşte yapılmak istenen Türkiye’yi çepeçevre kuşatıp sonrada Sevr’e razı etmektir.

Uygulamaya konulan batının ikiyüzlü siyasi planının karşısında önce Milli birliğimizi sağlamamız gerekir, bunun particilikle bir alakası olmamalıdır, bu bir milletin istiklal ve istikbal mücadelesidir. Bütün siyasi partilerin bu mücadeleye topyekûn destek vermesi bir zarurettir.  18 Ocak 2018

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Çetin ZAMANTIOĞLU

         Araştırmacı

Okunma 733 defa Son Düzenlenme Cumartesi, 20 Ocak 2018 20:56
Çetin ZAMANTIOĞLU

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.
Bu kategoriden diğerleri: « Neden Sadat ? ABD'nin Suriye Hedefi »

Yorum Ekle

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuza emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

asder logo

Adaleti Savunanlar Derneğinin ilkelerini benimsiyor ve her alanda "adalet"değerini temel alan kural ve uygulamaların gerçekleştirilmesi için mücadele çalışmalarına katılmanın gereğine inanıyorsanız; bizi takip edin...

E-Bülten

E-bültenimize üye olun. Haber ve duyurularımızı kaçırmayın.

Spam göndermiyoruz.

Bu sitede yer alan yazılar, makaleler, haberler yazarların sorumluluğundadır. © 2018 ASDER. All Rights Reserved.

Design & Development by JoomShaper