Pazartesi, 20 Kasım 2017 23:32

Hilafet ve Milliyetçilik

Fransız devriminin armağanı olan ulus-devlet düşüncesi ile başlayan, bu zehirli salgın hastalığın son İki asırda dünyamızda büyük tahribatlar oluşturdu. Avrupa’dan başlayıp dünyamızı yayılan Ulus devlet Milliyetçilik”  akımı iki dünya savaşının da sebeplerinden biri olarak tarihi analizlerde yerini almıştır.

Ulus-devlet Etnik milliyetçilik  yönetim modeli ile etnik temelli İdari-Siyasi yapılanma milletlerin kendi geleceğini tayin etme hakkı, aynı zamanda kültürel olarak da büyük bölünmelere sebebiyet vermiştir.

Birinci ve İkinci dünya savaşından sonra ayrıştırılan milletlerin yeniden siyasi-iktisadi-kültürel alanlarda birleşmeye başlaması sonucunda; Avrupalıların AB Avrupa Birliği çatısında, Latin Amerika da Pan-Amerikan birliği, Afrika’da Afrika Birliği, Arap Birliği, İngilizce konuşan ülkeler birliği, Hristiyan-Katolik dini inanışa sahip örgütlenmeler, Yahudi dini inanç mensuplarının da Dünya Yahudi kongresi çatısı ile örgütlenmeye çalışan milletlerden sayabiliriz.  

Milletlerin Siyasi-İktisadi-Kültürel olarak tekrar birleşmeye başladığı bu süreçte, neden Müslümanlar arasında birlik ve işbirliği hoş karşılanmıyor! Bu nasıl izah edilmeli. Ayrıştırılan aynı coğrafyada yaşayan, aynı dini inanışa sahip İslam milleti Türkler-Araplar-Arnavutlar-Boşnaklar-Sırplar ayrıştırıldı? Şimdide Kürtler ve diğerleri niçin ayrıştırılıyor? Ve halen daha küçük parçacıklar haline getirilmek isteniyor.

Avrupa Birliği İktisadi ve siyasi bir birlik olduğu kadar, kültürel olarak da bir Hıristiyan birliği değil mi ki? Bir yandan farklı milletler aynı dini inanışa sahip oldukları için kolaylıkla birleşmesi için teşvik ediliyor da, İslam milletinin birleşmesi niçin korku oluşturuyor.

Batıda histeri derecesinde İslam Hilafeti” korkusu oluşturulmuş; Top Fox News Network yorumcusu Glenn Beck Irakta yeni hilafet merkezi olarak Antik Babil ihtimalinden bahsederek Yahudi inanışa sahip topluluklara korku pompalamış.

ABD başkanı George W. Bush, “İslami Hilafeti diriltmek isteyen radikal gurupların olduğundan” söz ederek, “İslami radikal gurupların kitle imha silahlarını geliştirerek İsrail’i yok etmek-Avrupa ve ABD halkına saldırarak yaşam tarzlarımızı-hayat nizamımızı yok edecek İslami gurupların varlığından” bahsedip, kendisinin bunlara karşı savaştığını söyleyerek kamuoyuna korku salması.

Donald Rumsfeld Korkunç bir düşmana karşı savaşıyoruz, İslamcılar dünyada bir hilafet yaratarak, ulus-devletleri ortadan kaldırmak istiyorlar demesi.

Batılı Emperyal güçler tarafından son iki asırdır İslam milletini yaşadığı coğrafyada, batılılaşma-modernleşme-özgürlük denilen karmaşık bir süreçte zorla-keyfi siyasi sınırlar çizilerek devletler oluşturulmuş.

Osmanlı İmparatorluğunun parçalanmasından sonra Ortadoğu coğrafyasında yaşayan Müslüman Arap milletleri aynı ırktan-Kabileden-İnançtan olmalarına rağmen, bir gecede çizilen haritalarla sınırın bir tarafında kalan Filistinli diğer tarafında kalan Ürdünlü-Suriyeli-Lübnanlı oldu.

Şimdi de İslami terör bahanesiyle ABD’nin teröre karşı küresel savaşı, Müslümanlara karşı tahkim edilmiş bir savaşa dönüştürülmüştür.

Aslında Ilımlı İslam” veya “Amerikan İslam” teriminin karşılığı bugün Müslüman kimliğinin İnancının yeniden inşası olarak da tanımlanabilir.

Batının İslam milleti için özgürlük tanımı da aslında, Batının kendi kontrol ve hakimiyeti altında Müslüman milletlerin yaşaması olarak tanımlanmaktadır.

İslam’ı kendi emelleri doğrultusunda tanımlayan Batılı güçlerin coğrafyamıza nüfuz ederek İslam inancındaki Hilafeti yeniden tanımlayarak “Ilımlı İslam “ karakterinde ihya etme çabası, aslında Müslüman dünyanın siyasi-idari yapısına atayacakları halife ile kontrol altında alma projesidir.

Tarihi kaynaklarda Alman Kayzeri II. Wilhelm’in Şam’ı ziyareti sonrasında; kendisini 300 milyon Müslümanın dostu olarak ilan etmiş. II. Wilhem’in bu planı Alman gücünü Orta doğuya yayarak Osmanlı devletini kendi hakimiyeti ve kontrolü altına alıp, yönetme hevesi olarak düşünülmelidir.

Amerikan İslamı tanımında, aslında Müslümanların inancına ve ibadetlerine karışmıyorum. İnanabilirsiniz-ibadet edebilirsiniz, fakat muamelatınızı yani sosyal ve içtimai hayatınızı-yaşam tarzının şekillendiren hukuki kurallarını ben belirlerim, benim belirlediğim hayat nizamına uymak zorundasınız, uymayanlar teröristtir ifadesidir.

Halen çoğu Müslüman ülkelerde yürürlükte olan hukuki yasalar aslında, İslam hukuku prensiplerine göre değildir. Sadece halkın sosyal hayatında geleneksel ahlaki kuralları, İslam inancındaki ilahi karakterini taşımaktadır.

Batının oluşturmak istediği modern Müslüman kimliği aslında bölge devletlerinin “ Seküler” hukuki kurallara göre yapılandırılması ve yönetilmesi projesidir.

Bir yandan da “Ilımlı İslamveya ”Amerikan İslam”  modeli ile atayacakları halife ile tüm Müslümanları Siyasi-İktisadi-Askeri olarak da yönetme planı olarak değerlendirilmelidir.

Sonuç

Osmanlıda farklı etnik kökenden ve dillerden oluşan topluluklar arasında çizilen başlıca idari yapılanma-sınırlar, yani yerel yönetimler dini aidiyete göre belirleniyordu.

Kur’an-ı Kerim etnik kimlik üzerinde odaklanmanın ayrılık yaratacağını vurgular. Dünyanın başındaki büyük felaketlerden biri, ulus-devlet ve milliyetçilik şeklindeki idari bölünmelerdir.

Cumhuriyet ilanından sonra Halifeliğin kaldırılması, aynı zamanda İslam dünyasının sözcülüğünü yapacak tek otoritenin de kaldırılmış olması idi. Aslında Müslümanların hakkını savunacak söz söylemeye yetkili otorite de böylelikle yok edilmiş oldu.

Dini bir otoritenin “Halifelik” kaldırılması sonucu birçok Çağdaş-Kökten dinci-radikal guruplar oluşmuştur. Ülkemizde ise “FETÖ” gibi yapıların İslam-ı istedikleri gibi yorumlama yetkisini kendilerinde görerek, kendinden olmayan Müslümanları sapıklıkla suçlayıp “Tekfir”  etmişlerdir.

Çok sesli bir İslam varmış anlayışı ile aslında İslam da Reforma ihtiyaç var algısı oluşturup, sonucunda ise Ehli Sünni inancını parçalayarak yok edilmesi amaçlanmaktadır.

Aslında amaçlanan İstanbul merkezli bir hilafet merkezi oluşturmaktı. FETÖ yü halife olarak atama girişimleri 15 Temmuz işgal harekatının başarısız olması ile son bulmuştu. Fetö halife olarak atanmış olsaydı, kendimizi Şİİ-SÜNNİ savaşının ortasında bulacaktık. Küresel Siyonist çete amaçlarına ulaşmak için hilafet merkezini şimdi Mısır-Kahire El-Ezher fetva makamına çevirmiştir.

Bu amaçla Halifelik otoritesinin yerine konmak istenen ve şimdide ABD tarafından ön plana çıkarılıp parlatılan otorite ise, Mısır-Kahire de El-Ezher ilahiyet Fakültesidir.

Son yıllarda El-Ezher Şeyhinin Mısır’da Darbeci SİSİ ve yöneticilerinin isteği üzerine verdiği fetvalara bakmak yeterlidir. El-Ezher şeyhinin Suudi Arabistan-Amerikan isteğine göre vereceği fetvalarla İran’a Karşı İsrail-Suud ittifakı ile Müslümanların Şİİ-SÜNNİ Mezhep savaşı ile parçalanması yok edilmesi planını, işler hale getirme gayretleri olarak algılamak gerekir.  

SUUD-İRAN savaşının meşru kılmak için acele FETVA aranmaktadır. 

Okunma 593 defa
Çetin ZAMANTIOĞLU

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yorum Ekle

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuza emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

asder logo

Adaleti Savunanlar Derneğinin ilkelerini benimsiyor ve her alanda "adalet"değerini temel alan kural ve uygulamaların gerçekleştirilmesi için mücadele çalışmalarına katılmanın gereğine inanıyorsanız; bizi takip edin...

E-Bülten

E-bültenimize üye olun. Haber ve duyurularımızı kaçırmayın.

Spam göndermiyoruz.

Bu sitede yer alan yazılar, makaleler, haberler yazarların sorumluluğundadır. © 2018 ASDER. All Rights Reserved.

Design & Development by JoomShaper