İnsan bazan, hem fikren, hem ruhen, hem bedenen savrulabilir. 90 yaşına gelmiş, yaşlanmış, her yeri pörsümüş bir kadın makyaj yaparsa,gençler gibi koşmaya çalışırsa ki zaten kemikleri ve kas yapısı buna müsaade etmez. Bu bedenen savrulmadır,Fıtrata aykırı davranmadır. Aklının hafifliğini gösterir.
Fikri savrulma ise,
Fikirlerinin oturduğu sağlam bir temel, tutunduğu bir kök olmazsa, istikameti bozuksa kişi doğru yolda olduğunu, sansa bile bırakın kasırgayı en küçük rüzgarda bile saman çöpü gibi hayat ve menfaat girdabında, savrulur durur biteviye. Ruhu da buna eşlik eder zaten.
Savrulan köksüz kişi, savrulan çöp gibi şuursuzca hareket eder. Sağa sola çarpar. Nereye düşeceği, nerde duracağı, nereye vuracağı belli olmaz serseri mayın gibi. Gittiği yeride bozar. Çamura da düşebilir, lağıma da. Ordan Çıksa da artık üzerindeki sinen kokuyu, lekeyi bir türlü atamaz. Çünkü şahsiyet erezyonunda pik yapmış, etiketlenmiştir.
Nihayetinde, bu kişiler inandığı temelsiz, çürük fikirlere zamanla kendisi de inanır ve savunur hale gelir de hayret edersiniz bu kişiye.
Bir insan böyle 180 derece nasıl değişebilir dersiniz kendinize. Ama maalesef değişir işte. Çünkü o bir insan. Çünkü, Nefisler kötülüğe meyyal yaratılmıştır. Der Rabbimiz. Onu değiştiren sebeplerin ne olduğunu da er geç anlar sınız. Kimi beş pula, kimi de beş paraya satar kendini.
En tehlikeli insanlar da, dost bildiklerinden çıkar. En küçük bir menfaat çatışmasında bir bakmışsın hem kendinin , hem senin düşman bildiklerinin yanında yer almış. Orda kalsa iyi, dahası herşeyi ortaya saçıp döker. Yani dost bildiğini satmasıdır, tam karşılığı.
Sözü getirmek istediğim yer;
Dava ve dava adamlığıdır.
Ne demiş üstad Necip Fazıl :
"Yola çıktıklarını yolda bulduklarına değişirsen ; hem yolunu kaybedersin, hem dostunu!"
Her insan Dava Adamı olamaz. Dava adamı: Davayı omuzlar. Davanın altına girer, Canını dişine takarak çalışır. Ezilsede,zulüm görse de şikayet etmez. Diğeri davanın, ucundan, kıyısından tutar. Kaypaktır. Her şeyden şikayetlenir. En küçük bir zorlanmada hemen bırakır. O da yetmez, bir de çelme takar dava arkadaşına. Sanki o dava ile hiç alakası yokmuş gibi davranır.
Genelden yola çıkarak, özele getirmek istediğim asıl nokta ise; Siyaset elbet.
Çünki, tüm fikirlerin neşvü nema bulacağı, bulmayı istediği nihai hedef Siyasettir.
Çünkü, Siyaset, toplumu, insanları yönetme sanatıdır. Çünkü, Herşey insan içindir.
Süleyman Demirel'e
- "Niçin size muhalif olan, hatta düşmanlık eden birini partinize alıyor sunuz?" diye sorulduğunda :
-"İt bizim eve doğru havlıyordu, o ite yemek verip, kendi evimize alınca bu sefer karşı eve doğru havlamaya başladı". demiştir.
Ne yazık ki, bu yöntem, en kadim siyaset yöntemidir.
Teröristle, milliyetçinin, kemalistin, dindarın, ulusalcının yanyana durması da Fikri savrulmanın başka bir tezahürüdür.
Bu, çok Acı değil mi?
Acı olan, bunların menfaatleri, çıkar ilişkileri önceliklidir. Kim ne derse desin Siyasetin omurgası, siyasetin ahlakı hiç böylesine bozulmamıştı. Bunlar için ne vatanın, ne milletin, ne dinin, ne devletin bir ehemmiyeti kalmamıştır maalesef.
Bu bozulma fertten başlar, toplumun bir kısmına yayılır elbet. Bu kişiler ve toplumlar zamanla tarih sahnesinden silinmeye mahkumdur.
Çünkü, ŞAHSİYETİ SİLİKLEŞENLER yok olurlar.
Rabbim kimseyi bu duruma düşürmesin!
Rabbim bu kişileri, fersati ve basireti ile tefrik eden bir toplumda yaşamayı Nasib etsin bizlere.
Herkesin:
"SEN DE Mİ BRÜTÜS!?" diyeceği bir kişisi olması muhtemeldir.
Bu sebeple, Çıktığın yolda, Yürüdüğün kişiye dikkat etmek gerek!..
Yoksa,
Ummadığın kişi tarafından sırtından hançerlenebilirsin!
UYANIK OLALIM!..
Selam ve dua ile..
Mesut Yücetürk

