Perşembe, 30 Nisan 2015 10:46

Peygamberi (sav) nasıl sevmeli?

Peygamberi sevmek kolay olmasa gerek.

Çünkü seven sevdiğine benzemeli ve benzer.

Allah-u Teâla kitabı mukaddesinde Ali İmran Suresi 31. Ayeti kerimede buyurmuş;

“De ki: “Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizleri sevsin ve günahlarınızı bağışlasın…”

Demek Peygamberi sevmek ona uymakla olur.

Ona uymak ise yaptıklarını yapmak yasaklarından kaçınmakla olur ancak.

Bir Müslüman Peygamberinin doğumunu anacak ise ona salat ve selam getirecek ise bundan daha doğal ne olabilir?

Ne mutlu peygamberini salat ve dua ile hatırlayana.

Ancak bir Müslüman düşünün ki kutlu doğum adı altında onun ortadan kaldırdığı Miladi takvime göre peygamberinin (sav) doğumunu kutlamış olsun.

Allah’ın emri gereği tesettürü emrettiği genç kızlardan oluşturduğu korosu ile en sevgiliyi anlatan öven şiirler ve ilahiler okusun.

En sevgiliyi anlatmak için gayri Müslimlerin onu öven sözlerine ihtiyaç duysun.

Bununla güya onu (sav) ona inansın ya da inanmasın her insanın övdüğünü anlatmaya çalışsın.

Onun anıldığı bir programda onun emirlerine aykırı birçok fiil ve davranış olsun.

Hey hat! Ne hale geldik. Sevdiğimize benzemeden onu sevmek iddiasında bulunur olduk.

Allah-u Teâla ne demişti?” Deki; Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah ta sizi sevsin.”

Demek onu sevmek ancak ona uymakla olabilirmiş.

Ona uymadan gerçek sevgi olabilir mi?

Allah resulünün Miladı takvime göre 20 Nisan da doğduğunu ilan etmek onun getirdiği ve tabuları yıktığı hareketle bağdaşmış olmaz.

O Hicri takvime göre Rebiyülevvel ayının 12 nci gecesi Pazartesi günü dünyaya teşrif etmiştir.

Onu anarken onun getirdiği değil, hükmünü kaldırdığı bir dinin kabulüne göre doğum gününü kutlamak şeytanın asırlık projesine katkı sağlamaktır.

Hicri takvimi unutturacak bir harekete kalkışmaktır.

Kadınlı erkekli törenlerle onu anmak, ona salat ve selam getirmek gelecekte İslamiyet’i yozlaştırmak girişiminden başka bir şey değildir.

Bir insan bu işleri bilerek ve isteyerek yapıyorsa hıyanet içerisinde demektir.

Eğer farkında değilse bu defa gaflet ve dalalet içerisinde demektir.

Her iki durumda da bu insan İslam’a aykırı bir fiil içerisinde olmaktadır.

Bu gafletten ve hıyanetten kurtulmak için bir an önce tövbe istiğfar etmelidir.

Aksi takdirde azaba mahkûm olacaktır.

Bundan sonra tercih şahıslara aittir.

Hidayet ise ancak Allah’tandır.

Selam ve dua ile…

 

                                                                                                          25.04.2015

Ersan Ergür

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Yorum Ekle

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuza emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

asder logo

Adaleti Savunanlar Derneğinin ilkelerini benimsiyor ve her alanda "adalet"değerini temel alan kural ve uygulamaların gerçekleştirilmesi için mücadele çalışmalarına katılmanın gereğine inanıyorsanız; bizi takip edin...