Pazartesi, 26 Ağustos 2019 11:48

Yanlış Eğitim Sisteminden Vazgeçilmeli

Osmanlı İmparatorluğu İttihad ve Terakki Partisinin iktidara gelmesiyle hızlıca yıkılma sürecine girdi. İngiliz mason locasına bağlı Selanik ve Manastır masonları, Devleti önce Balkan harbine ( 1912-1913), sonra da 1. Cihan Harbine ( 1914-1918) sokarak 10 senelik iktidarları ( 1908-1918) süresinde imparatorluğun yıkılmasına sebep oldular. Osmanlı toprakları elden çıktı. Anadolu’da işgal edildi. Millet fakr_u zaruret içinde İstiklal harbini yaptı (1919-1922). Bu üç savaşta, savaşa er göndermiyen, şehid vermiyen hemen hemen hiçbir ‘ocak’ kalmadı. Millet evlatlarının çoğu ya şehid, yahut sakat olduğundan aileyi geçindirmek daha çok kadınlara kaldı. Tarlayı onlar sürdü, bahçeyi onlar belledi. Yetiştirilen ürünler orduya verildi, insanlar ot ve ot tohumu ile karıştırılmış arpa unu yedi. Üstte yok, başta yok, karınlar yarı aç, yarı tok. Ayaklar çarık giymekten yamru-yumru olmuş. Bunları bana üç harbi de görmüş rahmetli babam anlattı. Bizim nesil ( 1950 ve sonrası), yokluk içinde yaşamış ‘ çarıklılar-poturlular’ neslinin yokluk hikayeleriyle büyüdü. Rahmetli anam, hangisi asıl, hangisi yama belli olmayan işlik (Anadoluda gömleğe verilen isim), pantolon yamamaktan yorulurdu. İktidar ve çevresinin ‘unu kuru-tuzu kuru’ mensupları hariç, halk genelde fakr_ü zaruret içindeydi. Bu sebeple halkın çocukları naz yapmayı, kapris yapmayı, küsmeyi bilemediler. Küsen çocuklar, sadece kendilerine küserdi. Kimsenin onlarla ilgilenme diye bir derdi yoktu. Bizim oyuncaklarımız; taşlar, çelik-çomak, aşık kemiği, söğüt dalından yapılmış dilli düdüktü. O zamanlar yürümeye başladığından itibaren her çocuğun bir işi, görevi olurdu. Okullar tatil olduğunda, çocuklar ya yazıda yabanda bir işin ucundan tutar, yada hayatı anlasınlar diye bir zenaatkarın (berber, terzi, marangoz vs) yanına çırak olarak verilirdi. Rahmetli Anamın şu sözü bütün hayatım boyunca kulağıma küpe olmuştur. Hep o sözü taşıdım. ‘ oğul sıçanın südunun ( O’nun tabiri- sidiği) denize faydası olur’ derdi. O zamanlar ben bu sözün manasını pek anlamaz ve ‘ Anamın dediğine de hele bak ! sıçanın sidiği ne ki, koca denize faydası olsun’. Sonradan anladım ki, rahmetli validem, çalışmanın, gayretin önemini, her kesin durumuna göre bir sorumluluğu, yapacağı bir işinin olduğunu anlatmak istermiş. Anamın , lafızca az, sathi görünen ve fakat manaca çok derin olan o sözünü aklımın bir köşesine koydum ve o sözden çok istifade ettim, halende ediyorum.

Değerli Dostlar, sizlere masal anlatmadım. Yaşanmış gerçek bir hikayeden bir özet anlattım. Gelelim zamanımıza:

_Daha konuşmaya başlamadan eline akıllı telefon verilen çocuklar… Onlar minicik parmaklarıyla tuşları arayıp, şekilli-sesli oyunlarla meşgul olurken, evin çocuk bakıcısı veya hanımı tv karşısında dizi seyretmekle meşgul. Çocuklar akıllı tlf.la, hanımlar dizilerle zaman israf ediyor.

-Çocuk yürümeye başlıyor, enva-i çeşit oyuncaklar (Çin malından-Japonuna vs kadar), 1-2 ay geçmiyor ki, öncekiler atılıp, yeniler alınmasın. Çocuk daha 1-2 yaşından itibaren tüketmeye, lükse, israfa müptela oluyor. Gerekçe; ‘ çocuğum mahrum kalmasın’

-Aynı şekilde, giyecekler; (elbiseler-ayakkabılar vs) büyüklerinkinden hem daha pahalı hem de eskimeden değiştiriliyor. Yine tüketim, lüks-israf. Gerekçe; yine aynı ‘ çocuğum mahrum kalmasın’.

-Okul çağı başlıyor. Daha ilk öğretime başlamadan kreş- ana okulu. Astronomik ücretler ( okul, yemek, servis, malzememe vs) cep yakıyor. Çocuk büyüdükçe masrafları da, kaprisleri de büyümeye başlıyor. Çocuklar el bebek-gül bebek yetiştiriliyor. Çocuk yemeğini yemesini de başkalarından ( Anne- baba veya bakıcı) bekliyor. Hatta çocuk akıllı tlf. ile bir taraftan oynamaya devam ederken, lokma ‘ hammm’ diye ağzına veriliyor), giyeceklerini giymesini, tuvaleti vs, etrafa dağıttığı eşyalarının toplanmasını kendisi değil, başkaları ( anne-baba) yapmasına alışmış olarak büyüyor. Çocuğa hiçbir sorumluluk verilmiyor. Anne-babanın tecrübesi bir tarafa bırakılıp, çocuğun ikna edilmesine çalışılıyor. Bir taraftan çocuğun her isteği ‘hayır’ demeden yerine getiriliyor, çocuk kaprislerle büyüyor, diğer taraftan çocuk ikna edilmeye çalışılıyor. Bu eğitime de ‘ çağdaş eğitim’ diyorlar. Bu şekilde ‘ hayır’ lafına alışmamış, hep ne isterse ‘ evet’ ile karşılık görmüş bir çocuk, farklı bir davranış içine girdiğinde ‘ hayır’ lafıyla karşılaşınca ‘ ben hürüm, bana karışamazsınız, bana bakmaya mecbursunuz, bakmıyacaktınızda niye Dünya’ya getirdiniz vs vs vs’ diyor.

-Okullarda verilen eğitim sistemi, sorgulatmıyan, düşündürmüyen, çocuğun potansiyel kabiliyetlerini ortaya çıkartmıyan, sorumluluk bilinci aşılamıyan, egoist bir ahlak aşılıyan, ezberci, slogancı, pragmatik bir eğitim sistemidir.

-Çocukluğunda ve okul hayatında sorumluluk bilinciyle yetiştirilmiyen çocuklar, hep hayatta istemeye alışıyorlar. Bazıları okumuyor, bir meslek edinmiyor, istenmiyen ahlaki bozukluklara, uyuşturucu müptelalığına, gasba vs ye düçar oluyorlar. Önceleri ana-babalardan para istiyorlar. İstekleri yerine getirilmediği zaman da ana-baba’ya karşı çıkıp zorla para alma, hatta dövme, öldürmeye bile teşebbüs ediyorlar. Bu hale gelen çocukların, ‘ su testisi su yolunda kırılır’ darb-ı meselindeki gibi akıbetleri de hiç te iyi sonlanmıyor. Ya hapishanede, ya hastanede, ya da kabristanda sonlanıyor.

-Bu durumu gören ana-babaların yürekleri yanıyor. Evlatlarını kurtarmak için ümitle başvurmadıkları merci kalmıyor. Ama iş işten geçmiştir.

-Ana-babaların söyledikleri sadece şu sözleri boşlukta yankılanıyor.

‘ Çocuklarımızın doğduklarından beri üzerlerine titredik. Saçımızı süpürge-emeğimizi selsebil edip, önüne serdik. El bebek-gül bebek büyüttük. Bir dediklerini iki etmedik. Onlar bizim herşeyimiz, canlarımızdı. Niçin böyle oldular…?, Biz nerde hata yaptık ?,Vs vs vs…

Bu problem sadece laik, seküler hayat yaşayan kesimlerin sorunu değildir. Maalesef  'dünyevileşen müslümanların da problemi olmuştur.. Dünyevileşen Müslümanlar da tıpkı laikler gibi yaşıyor, çocuklarını da onlarınki gibi yetiştiriyorlar.
İslam’ın özünü, manasını kavrayamayıp, sadece birtakım ritüellere indirgeyen, şekilde kalan, İsim Müslümanlığından öteye geçemeyen, dünyeviliğin her türlü yaşayışını fütursuzca yaşayan, adına da ‘ Çağdaş müslümanlık’ diyen müslümanlar , Kur'ânî müslümanlığa dönmedikçe de bu durum daha da vahimleşeceğe benzer.

-Ana-babalar; Allah’ın bir emaneti olan sağlam çocuklarınıza hasta, sakat muamelesi yapıp, onlara koltuk değneği olmaktan vaz geçin. Geçmişten gelen tecrübelerinizi bir kenara atmayın. Çocuklarınızın potansiyel kabiliyetlerinin ortaya çıkmasına yarayacak, mesuliyet bilinci aşılayan, egoist bireyler değil, toplumsal fertler oldukları bilincini veren, kendilerini ve Yaradan’ı tanıtan, onları iyi, doğru erdemlerle donatan bir eğitim verin. Onların her isteklerinin karşılanamıyacağını, ayakları üzerlerinde hayata tutunmaları gerektiğini ders verin.

Hiçbir ebeveyn, Allah’ın merhametinden ziyade merhametli olmaya çalışmasın. Bırakın fıtrat kanunları işlesin. Fıtrat kanunlarında, aklı kullanma, sorumluluk alma, inisiyatif alma, çalışma ve başarıyı planlama vardır.


Çocuklarının geleceğini düşünen Ana-Babalar, milletin geleceğini düşünen yetkililer, yazar-çizerler, entelektüeller-münevverler, toplum bilimciler, Diyanet teşkilatı, milleti düşünen her ilgili ... sinsi bir kanser gibi yayılan bu problemler karşısında harekete geçip, ezberci, taklitçi, slogancı, sürüleştirici, egoistleştirici, sorumsuzlaştırıcı yanlış eğitim sisteminden vazgeçip, şahsa sorgulama, düşünme, araştırma, kendini tanıma, mesuliyet bilincini verme ve potansiyel kaabiliyetlerini ortaya çıkaran DOĞRU EĞİTİM SİSTEMİNİN TESİS  EDİLMESİ İÇİN GAYRET GÖSTERMELİDİRLER.

Prof.Dr.Yusuf ÖZERTÜRK

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Yorum Ekle

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuza emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

asder logo

Adaleti Savunanlar Derneğinin ilkelerini benimsiyor ve her alanda "adalet"değerini temel alan kural ve uygulamaların gerçekleştirilmesi için mücadele çalışmalarına katılmanın gereğine inanıyorsanız; bizi takip edin...